Vatan sevgisi ile çıktık yola,
Milli bir ruh yayıldı ülkeme
Bir destan kokusu var havada,
Kurtuluş Savaşının öncesinde
Her yiğidin kefeni cebinde,
Cemre düşmüş annelerin gözüne
Dünya yaratıldığında, sura üflendiğinde,
Yıldızlar, gezegenler, mahlukat oluştuğunda,
Karanlıklar savrulduğunda geceye,
Çığlıklar sen diye ağladığında puslu limanlarıma,
Karanlıklar içinde bir resim çizerim katı yalnızlığıma
İçimde çıplak, göğe doğru yapraksız bir ninni büyür
Sabahın alacalığında,
Kuytu bir kaldırımda kanlar içinde bir kadın
Örselenmiş umutları, solmuş çehresi
Ölüm kokan kaldırımları tutmuş cellatlar
Bir annenin serzenişinde,
Bir babanın yek pare ciğerinde,
Karanlık bir yoldayım, dört bir yanım mahşer
Hezeyanlarımdan çıkamıyor, boğuluyorum
Hayat ne çabuk yordun beni!
Oysa yüreğimin yarasına merhem olurdu gözlerin
Sen benden gittin ye ben hala kendime gelemedim
Naçar kalbimi nereye koyacağımı bilemedim
Bir varmış bir yokmuş…
Gökyüzünün en unutulmuş köşesinde, rüzgârın bile uğramaya korktuğu küçük bir kasaba varmış. Bu kasabada herkes doğarken kalbine minicik bir çan asılırmış. Ne zaman çok üzülseler o çan çalarmış; ama kimse başkasının çanını duyamazmış.
Kasabada Ela adında bir kız yaşarmış. Ela’nın çanı hiç susmazmış. Annesini küçük yaşta kaybetmiş, babası ise gözyaşlarını yutmayı öğretmiş ona. “Ağlamak zayıflıktır,” dermiş babası. Ela da ağlamazmış. Ama kalbindeki çan, geceleri kimse duymasın diye yastığa gömülürmüş.
Bir gün kasabaya kanadı kırık bir rüzgâr gelmiş. Evet, yanlış duymadın; rüzgârın bir kanadı kırıkmış. Uçamıyor, sadece sürünerek geçiyormuş sokak aralarından. Ela onu görmüş. Kimse görmemiş ama Ela görmüş. Çünkü kırıkları olanlar, birbirini uzaktan tanırmış.
İsrafil sura üflediğinde, mahşerin ortasında kalıp aradığımda
gözlerini çığlığımı sustur yüreğim, SUSTUR Kİ ACILARIN ACILARIM OLSUN
gözlerime mil çekseler de görürüm bana bakan o güzel sûretini,
toz duman içinde bile tanırım seni,
çünkü adın kazılı alnıma, çünkü hasretin kanımda bir ferman,
kıyamet bile silemez içimdeki seni arama ısrarını.
Omzumda çantam dışarı çıkıyorum
Yürüyorum kaldırımlar boyu,
“Hayat ne güzel anne” diye,
Bir şiir dolanıyor dilime
Psikoloji bölümünde okuyorum bu arada
Bir mezar taşına adını kazıdım, titreyen ellerimle, sanki her harf kalbime işlenmiş gibi,
Rüzgâr geçti üzerinden, senin sesin sanıp irkildim,
Bir dua ettim o gece — “Allah’ım, eğer sevgi ölmezse,
Onun kalbinde hâlâ ben var mıyım?” dedim sessizce.
Gözlerim kurudu ağlamaktan, ama içim hâlâ ıslak,
Afak dan yansıyan parıltılar, sıla,
Özlemimle vurur, yaşamın kıyısına,
Azal da geçen ömrümün çığlıkları kopar,
Dayanır gurbetin son kapısına
Düş bahçelerimde,
Her mevsim ayrı bir çiçek solar,
Kasabanın kenarında değil,
unutulmuşluğun tam ortasında doğdum,
doğum saatimi kimse hatırlamaz
ama ilk yalnızlığımı iyi bilirim,
geceyle aynı beşikte büyüdük,
ışık bana hep uzaktan bakardı,




-
Beylem Vedalı
Tüm YorumlarMerhaba Kenan Bey;
Kalemime övgüler ile sayfama renk kattınız. Teveccühünüz efendim.
Sizin de kaleminiz çok güçlü.
Yorumlarınız için çok teşekkür ederim.
Şiirle kalın.