Ben bir gece yarısı doğdum,
kimsenin duasının tam tutmadığı bir saatte,
annemin gözlerinde umutla korku birbirine karışmıştı,
babamın avuçlarında ise yalnızca yoksulluk ve suskunluk vardı.
Beşiğime ilk konan şey sevgi değildi,
bir çuval gibi ağır bir kaderdi…
Bugün dardayım
Acılarımın mıhlanıp sevgime oturduğu saatlerdir
Köşe başında mendili kan tutmuş celladın elinden
Bir kahpelik düştü yere, duyar mısın hengameleri
Koşuşturmalar, bağrışmalar, yedi mevsimin ayazı gibi
İçimde kan revan duygular,
Anne…
Dünyada bir kelime var,
insanın kalbine dokununca bile gözlerini doldurur.
Anne…
ÇOK YORGUNUM ANNE
çok yorgunum anne, kanadımı kırdılar,
acının ortasında sessizliğimle kaldım bir başıma,
gölgeler omzuma çöktü, sabrımın ipleri tek tek koptu,
hangi sevda dalını kırıp da gittiğini hatırlıyor musun dilemma,
acılar denizinde boğuluyorum, gün gün batıyorsun yüreğime,
nasıl bir kıyametsin sen dilemma…
Bir adın var, bir de sustuğun yerler,
her suskunluğun içimde yeni bir enkaz.
Dipsiz bir kuyuya atıldım anne,
dünya üzerimde açılmış kocaman bir çukur,
ben Yusuf’u bekliyorum kuyuda;
ipleri kesilmiş bir kaderin ortasında,
taşların dilini ezberledim, karanlıkla konuşuyorum,
göğsümde bir kuş çırpınıyor, kanatları kırık umutlardan.
Dünya…
Eskiden bu kadar ağır değildi sanki…
Eskiden insanın içi bu kadar üşümezdi.
Eskiden bir gülüş, bir selam, bir “nasılsın?” bile insana nefes olurdu.
Ama şimdi…
Karanlık bir yoldayım, dört bir yanım mahşer
Hezeyanlarımdan çıkamıyor, boğuluyorum
Hayat ne çabuk yordun beni!
Oysa yüreğimin yarasına merhem olurdu gözlerin
Sen benden gittin ye ben hala kendime gelemedim
Naçar kalbimi nereye koyacağımı bilemedim
Bir duvar içinde kaybolmuşum, bedenimin üzerine dökülmüş betonlardan sesim duyulmuyor kimse yok mu diye bağırıyorum
kulaklarımda çınlayan yalnızlığın paslı çivileriyle,
adımı unutan sokaklar üstüme kapanıyor bir bir,
göğsümde büyüyen karanlık, bir moloz yığını gibi nefesimi eziyor;
ben hayata değil, hayat bana sırtını dönmüş sanki,
ellerim göğe uzanıyor ama gök de yıkılmış,
Ölüm kol geziyor kalbimin sığdıramadığı,
sesimin ulaşamadığı yamaçlarında,
korkamadım ki boynumu yutan sulardan geçerken
ve kıyamete dönüştüğünde rüzgâr;
çünkü ben en büyük felaketi,
annemin gözlerinde susmayı öğrenirken yaşadım,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!