Şu vakitsiz ayrılıklar yok mu?
Bir yıldırım gibi düşer kalbe
İnsan güçlü görünse de,
Zaman;
Dişleri taştan bir değirmen,
Öğütüyor ömrünü sessizce.
Zaman...
Ah o acımasızca kirlenen nehir!
Ne bir dostu bekler kıyısında,
Ne bir sevgiliyi
Akıp gider sonsuz denizlere
Ardında yalnız
Hatıra olarak köprüler bırakır
Her insan gibi ben de geçtim
Zamanın çemberinden
Ömrün karanlık ormanlarından,
Bir günah ağacı
Büyüttüğüm de olmuştur
Nefsimin esaretinde
Kökü zihnimde, dalları kalbimde
Bazen bir uçurum kadar uzak
Olsam da gerçeğe
Bazen bir secde kadar yakın
Ben de geçtim
Pişmanlığın taşlı yollarından,
Vardığım da oldu tövbe kapısına,
Ruhumun üzerinde
Gecenin siyah kuşları dolaştı.
Kuruyan bir pınarın
Son damlası kadar mahzun
Şükrüm öldü bu toprak yollarda
Sabrım, yorgun bir asker misali
Silahını bırakıp düştü toprağa.
Nefsim,
Boynumda görünmez bir zincir
Altın sandığım heveslerimin
Kül olduğunu çok geç anladım.
Bir gün hayatla ölümün birbirine
Ansızın dokunduğu
O büyük eşikte durdum.
Orada ne servetin sesi vardı,
Ne alkışların yankısı
Ne gururun tacı
Ne de dünyanın şatafatlı hayatı
Birer birer öldü hepsi içimde
Öldü hevesim,
Öldü kibrim,
Öldü korkularım,
İsimler, unvanlar, arzular
Ve de yersiz gururum
Gömülüdür şimdi
Kimi zihnimde, kimi kalbimde
Ve ben, yokta var olduğumu anladım
Ölüm, yokluk değil.
Bir kapının kapanması hiç değil,
Bir hasretin ansızın bitişi
Ruhunun vatanına dönmesi
Sevgiliye doğru yol almasıymış meğer
Kayıt Tarihi : 18.06.2026 05:25:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.
Denizli




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!