56- Özgürlüğün Ayak Sesleri

Ali Fırat Dicle
208

ŞİİR


1

TAKİPÇİ

56- Özgürlüğün Ayak Sesleri

56-ÖZGÜRLÜĞÜN AYAK SESLERİ

Sevgilim,
Sur ’un dar sokaklarında yankılanıyor bu ayak sesleri.
Bazalt taşların geceden daha kara bağrına çarpıp
Dicle’ye doğru akıyor bir ağıt gibi.
Ben Diyarbakırlıyım,
Sesimi çocukken Hevsel Bahçelerinde büyüttüm,
Annemin tandır başında pişirdiği ekmeğin kokusuyla
Dünyaya inandım.
Ve şimdi bu şehir,
Kırık bir dengbêj türküsü gibi
Uzun, yorgun, dumanlı…

Sen bilirsin sevgilim,
Burada sabah ezanı bile
Biraz hüzünlü doğar.
Güneş önce surlara vurur,
Sonra yoksul avlulara iner ağır ağır.
Bir çocuk uykusundan
Kurşun sesleriyle büyür bazen,
Bir anne geceleri
Kapıya dayanmış korkunun gölgesini süpürür sessizce.

Bu ayak sesleri sevgilim…
Sanki her biri
Toprağın altındaki eski medeniyetleri uyandırıyor.
Aruzlulardan kalan bir taş kemerde
Kan lekesi gibi kızıl bir akşam duruyor.
Gökyüzü,
Yanmış bir mektubun küllerini savuruyor şehrin üstüne.

Ben seni
Dicle’nin kıyısında sevdim.
Sularına yüzünü düşüren ayın altında
Avuçlarını tuttum usulca.
Bir nar tanesi gibi çoğaldı kalbim.
Sonra bir gece
Karanlık geldi tank paletleriyle,
Evlerin kapıları kırıldı,
Suskunluk bile korkudan titredi.

Hürriyetimi kaybettim bazen.
Bir kuş gibi göğe bırakılmış çocukluğumu…
Ekmeğimi kaybettim,
Fırınların dumanı sustu çünkü.
Ve seni kaybettim sevgilim,
Bir mahşer yerinin ortasında
Adını bile söylemeye korkarken insanlar.
Ama inan bana,
İnsan en çok kaybettiğinde öğreniyor
Umut denilen şeyin
Ölmeyen bir ateş olduğunu.

Bak,
Ersel’de hâlâ badem ağaçları çiçek açıyor.
Bir yerlerde çocuklar
Eski lastik topların peşinden koşuyor yine.
Bir kadın damda kilim silkelerken
Göğe umut serpiyor fark etmeden.
Ve yaşlı bir dengbêj,
Çatlamış sesiyle
Yenilmeyenlerin hikâyesini anlatıyor geceye.

Ben Diyarbakırlıyım sevgilim.
Acıyı da bilirim,
Sabretmeyi de.
Çünkü bu şehir
Bin kere yıkılıp yeniden ayağa kalktı.
Her taşının altında
Yarım kalmış dualar vardır.
Ama her sabah
Mutlaka bir serçe konar pencereye.

Bir gün gelecek, biliyorum.
Bu sokaklardan artık
Yalnız çocuk kahkahaları geçecek.
Surların dibinde asker postalları değil,
Gelin halayları yankılanacak.
Anneler korkuyla değil,
Ninnilerle uyutacak bebeklerini.

Ve sen geleceksin sevgilim…
Saçlarına Mezopotamya güneşi düşecek.
Ben ellerini tutacağım yeniden,
Sanki dünya hiç kirlenmemiş gibi.
Bir sofraya oturacağız,
Sıcak ekmek, zahter, peynir ve umut olacak masada.
Dicle akacak ağır ağır,
Göğün altında usul bir barış gibi.

İşte o zaman anlayacaksın...
Onca karanlığın içinden neden hâlâ
Güneşli günlere inandığımı.
Çünkü insan
Memleketi kadar yaralıysa
Memleketi kadar dirençli de oluyor.

Ve ben, Diyarbakır’ın kara taşlarına yaslanıp
Şunu fısıldıyorum geceye,
“Ne kadar uzun sürerse sürsün bu katliam,
Bir gün mutlaka Güneşli elleriyle gelecek özgürlük

19.04.1992

Ali Fırat Dicle
Kayıt Tarihi : 18.05.2026 12:10:00
Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Şiiri Değerlendir
Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.

Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!