tırmalanmış yara izleri kolumda
yüzümde ise ekşimiş nankör bir eda
hiddeti gözlerimden fışkıran sözlerde
__________________hesap soruluyordu gönlüme, bin azap feda..
paçalar sıvanmıştı nehir geçmek için
gök gri ay soğuk
ben soğuk yıldızlar soluk
çiy kuru toprak ıslak
sen yoksun benden uzak
rüzgar susmuş yel yumuşak
I.
taş duvar aralıklarına sıkışmış kalmış
yanıyor
_____çoban yıldızı..
gece bekçisinin düdüğüne aldırmadan
seni soran yürek sancıma,
sevda kokulu gül yaprağına sarıldım.
sokuldum gülüşünde sızılayan
pembe düşlerine.
ağlaştım dert saran dikenlere.
beyaz mendil armağanım benim için işler misin
gidiyorum bu diyardan gitme kal der misin
kanat çırpıyor serçe ufka dikmiş gözlerini
yâda küsmüş hazin kaçışı sökmüş pençelerini
gri bulutlar dağılır lacivert gökyüzünde
Bir bavul dolusu fırtınaydı, ayrılığın rüzgarı.
Geride bırakılan yıkılmış fidanlar.
Yaşlanmış ağacın dallarından tutarlar.
Çıldırmışçasına yüzünü yalar, ayrılık rüzgarı..
Eller kirlenmiştir artık, terlemiştir ayalar.
loş kahkahalar arasından sıyrılan ağlamaklı gözlerle
yansıyan ay ışığına sarılmış buz gibi havada sînemâki
bir nefes çekilen sigara aralığında koklanan boş bir şişede
arka cebinde taşıdığı yırtılmış fotoğrafla banka uzanmış
söyleniyor yanı başında kuyruk sallayana
I.
besmeleyle açılır bedbaht kapılar
sonu olmayacak şükür selamıyla
an olsun duraklamaya fırsat bulamadan
sabırla serilirdi önüne hoş duayla
buz gibi kaskatı kesilmiş su damlasına benzer yalnızlık dolu dakikalar
olası birkaç şımarık düşüncenin hakim olduğu o kararsız bekleyişler
asık suratlı gardiyan benzetmesi gibi kapıda bekleyen karmaşık çok bilmişler
ayakta yolculuğa alışmış, sanki, sırtında yılların yükünü taşıyor bu kelimeler
ve
nerdeydiniz? sessizce ağlarken, sevdiğini söyleyen o yalancı bakışlar…
Dün, parmağına taktığım nişan yüzüğü,
Saatler önce atılmıştı derin sulara.
Beklesen de gelmeyecek özlenen,
Dilesen de öpülmeyecek kor dudakların..
Yalan değildi, ağlamaklı taşınan bir çift göz.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!