Kalemlik Şiiri - Emrah Dursun

Emrah Dursun
86

ŞİİR


0

TAKİPÇİ

Kalemlik

Jöse ve ben.
Merdiven altındaki gölgeleri didiklerken.
Farelerin pembe kuyruklarından çizilen sözleri.
Mağara terbiyesi ile tiftikledik.
Atkısı ayrılık, ilmeği henüz sönmemiş duygulara.
Su serpip kalabalıktan, çekmesini bekledik yalancı mehtapla.
Kumları saklamış şiirlere, adım bıraktık cankurtaran sahnesinden.
Jöse, hangi treni kaçırdık biz mavilikte, ağır bir travma gözlüyor bizi.
Midye kabuklarından kesik sesle.

Karanlık bir öpücük şu melodik depresyon.
Biraz daha uzaklaşsın kulağımızdan, zarını kırmadan... Aha düşeş.
Sana dedim yağmurda ayrılan çok olur.
Dörtlüklerini dizer kaldırımlar, iki kişi, aynı tempoda.
Seyredip vitrinlerden, camların kırılganlığını.
Kayıyor yüklem sözüme doğru.
Sözlük reçetesi şairin, mamafih.
İki lokma bir şeyler atalım mideye.
Ne kalırsa kalsın takım çantasında.

Yeniden, Jöse ve ben.
Karnımızı gıdıklayan bir neştere sus payı verdik, iki kelime.
Biri cüzzamlı bir vesika ile kurtulup güldü.
Diğeri ağır bir düşe hüzün ördü, sesimizin köşesine.
Bir kütüphane kadar solgundu nefesin, ve o kadar boş burnumuzu silen kağıt kokularında.
Jöse, biletleri satıp locadan piyes kaldıracaktık.
Yıldızların suskunluğun da hummalı gecelere es verip.
Alkış seslerinde aliterasyona küsecektik.

Devrik bir kamyon gibi çarpık cümleler.
Uyandığım yerden ayağıma yalnızlık dolanmış.
Çekip ipini tam bileğine kadar zorlamış.
Bu sefer söylemeyeceğim.
İlhamın verdiği randevuya gelmediğini.
Ne yazsam küslüğünde, bir sevgili aradığını.
Senteye gelmeden bakışını kaldırıp, bakışa.
Sözler dönüyor beklediği yerden hışımla.
Kırıyor söz yine yönünü, yönüme.
Şunu da yazayım, atacağım kalemi.
Yıldızları neşrederken, işçisiz matbaada..

Kaldığımız yerden, Jöse ve ben
Kirli bir defterden, adımızı sayıklayanların adlarını hicvedenlerin elinden aldık.
Kara kutuda, kırıktı kayıt altından kaçmış çiçekler.
Sevimsiz silgiyi sirkeleyip, onun şiiri ile kızarttık yüzümüzü.
Güzelce okşayıp yanağımızdan iki mısra kırptı.
Jöse, ağlamayacağım diye gözlerimizi açmadık mı biz.
Hatıraları hesaba katmamışsın.
Öyle bakıp senin mor gecelerinden şiir mi dinleyeceğiz şimdi?
Tüm gürültüsünü tutmuşken dünyanın.
Kalbin kırılma sesi hariç, dokunur dize.
Dize gelmeyen şiirler içinde.

Fena fillah bir kıta, çağırıyor vizesiz bizi.
Zorlamadan elini, belini.
Kaldıramayacağın yükü atıyor içinden.
Yırttığın kağıtlara pens atar, giderli şiirler.
Tırmanır ayın şavkına, indirir göğü sabaha.
Dert edindiğimiz geceye ulaşmak için gerekli miydi bu?
Merdivenleri ısıtıp, fareleri küstürüp.
Biletçinin maaşından kestirip.
Habersiz hikayeler yüklendiğimiz kütüphaneden.
Ulaştık istediğin yere, hayalindeki yıldızları dizdiğin o yere.
Duyduğun uzaktaki yağmur ve kaldırımın ayak sesleri.
Sen şiirini gerilmeden uzat gel,
Kısacık vukuatımı gizlerken.

Beklemiyordum hemen gelsin...
jöse, çayıma şeker atarken yakaladı beni.
Kayan yıldızları görmeye geldiğimiz şu yamaçta.
Sırtımda onca yükü bırakıp.
Kapağını kapatıp, akmasın diye mürekkebi.
Gitti...

Şimdi bulunduğum yerde kimse yok, saati sorayım.
Çantamı sırtımdan indirip.
Bir dolmuşa binip adres arayayım.
Tozlu ayakkabılarımı silip.
Sigara yakayım, durakta göreceğim birinden ateş isteyip...

Sakarya

Emrah Dursun
Kayıt Tarihi : 6.07.2026 20:51:00
Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Şiiri Değerlendir
Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.

Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!