Adem’dir ilk aşkı tadan;
O efsunlu, o kimsesiz benliğinde
Nasıl da büyüttü aşkını.
aşk,
Bir bedene değil,
“Ol” emrinin yankısına vurulmaktı.
Her nefeste O’na dönmek,
Her secdede kendinden eksilmekti.
Havva bir sûret değildi yalnız;
Cemâlin aynasında görünen
İlâhî hikmetin ince tecellisiydi.
Adem onda kendini değil,
Kendisini var edeni temaşa etti.
Sonra ayrılık indi yeryüzüne.
Lâkin ayrılık da vuslatın
Gizlenmiş isminden başka neydi?
Her hicran,
Hakikatin kapısını çalan
Sessiz bir dervişti.
Toprak ayaklarına zincir oldu,
Ruh ise semaya kanat.
İnsan bu iki menzilin arasında,
Bir “Lâ” ile soyundu benliğinden,
Bir “İllâ” ile buldu Rabbini.
Anladı ki;
Sevda, mahlûka uğrayıp
Hâlık’a varan ince bir yoldu.
Gönül, her sevdiğinde
Aslında Ezel’de duyduğu
“Elestü bi Rabbikum?”
Hitabına cevap veriyordu:
“Belâ…”
İşte o günden beri
Âşık, sevgiliyi değil,
Sevgilide tecellî edeni arar.
Vuslat, iki bedenin yakınlığı değil;
Bir kalbin,
Kendi aslına dönmesidir.
Ve aşk…
İlk kıvılcımını Adem’de yakan,
Her arifin gönlünde
Aynı nurla yanmaya devam eden
Kadîm bir emanet…
Kayıt Tarihi : 24.07.2026 19:22:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!