İfrak vaktiydi;
gölgesini sırtında taşıyan bir münzevi gibi
sükûtun avlusuna bıraktım muhtevamı.
Bir lâhza,
külün bile hatırladığı yangın oldun.
Mütereddit bir rüzgâr
eski aynalara hicret etti.
Kalbim,
terk edilmiş bir dergâhın kandili;
isinden başka ışığı kalmamış.
Ne vuslat kaldı,
ne firak…
Yalnız,
eşyanın içinden geçen o ince rikkat.
Seni sevmek,
Petra’nın kayaya sakladığı bir sırra
yüzlerce yıl sonrasında denk düşmek gibi
Uzak bir uygarlığın son harfi
Ugarit’in kil tabletlerinde unutulmuş
bir kelimenin anlamını yeniden hatırlattın bana.
Aşkın Hâli
Aşk, insanın kendisine kurduğu bütün cümlelerin sustuğu yerde başlar. Orada kelimeler kifayetsiz, akıl yorgun, dünya ise fazlasıyla gürültülüdür. Bir insanın gözlerine bakarsın ve yıllardır içinde taşıdığın bütün soruların tek bir bakışta cevaba dönüştüğünü sanırsın. O andan sonra sevdiğin kişiye değil, onun sende açtığı uçuruma bakarsın.
Aşk, bir başkasını bulmak değildir yalnızca; kendinden eksilen parçaların onun suretinde görünür hâle gelmesidir. İnsan sevdiği kişide biraz çocukluğunu, biraz kaybettiği masumiyetini, biraz da henüz ulaşamadığı kendisini görür. Bu yüzden aşkın ilk hâli sevinç, ikinci hâli şaşkınlık, üçüncü hâli ise teslimiyettir.
Hakiki aşk sahip olmak istemez. Sahip olma arzusu nefsin işidir; aşk ise bırakmayı öğrenir. Sevdiğinin üzerinde hüküm kurmak yerine onun kaderine hürmet etmektir. Bir gülün açmasını emredemediğin gibi, bir kalbin de sana ait olmasını buyuramazsın. Sevgi, elini uzatıp tutmak kadar, gerektiğinde o eli incitmeden geri çekebilmektir.
Ayinler düzenlemeliyim ölümlere.
Bir ikindiyi sarıp zulama,
güneşi çiğnemeliyim yalınayak baş kaldırışlarımla.
Sinir harbinden dönmüş askerler gibi
nöbetler geçirmeli gecelerim;
uykusuzluğun alnına adımı kazımalıyım.
Gideceksin, bilirim.
Mahşer yerini andıracak gözlerim.
Kızıllığa bürünecek arz ile semâ.
Gideceksin, bilirim.
Ellerim boşlukta kalacak, niyazlarım kilitli.
Sevda duvarları çöküyor üzerime
Kırıldı bin yerinden umutlarım
Göğüs kafesinden seni sızıyor
Gözlerim sana bakarken celladıma gülümsüyormuş
Çok geç… anladım…
haziranda yaratıldım
bunu bana ne annem söyledi
ne de takvimler
öğrendim
Adem’dir ilk aşkı tadan;
O efsunlu, o kimsesiz benliğinde
Nasıl da büyüttü aşkını.
aşk,
Bir bedene değil,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!