günlerimiz sıkıcı, güneşli ve karamsar.
gözlüklü bir müdür maskeyle
etrafa aklınca emirler saçarken.
haftada bir kere yanımıza uğrayarak
o günlerde bile müdürlük yapıyor
uyanık! nasılda göz boyarken
bir yandan da iyilik meleği rolleri çekiyor.
müdürler hakkında genel bir tabir var.
herkes bilir ama şimdi dilim el vermiyor.
o tabiri bu adam hakkıyla yaşatıyor işte
asıl mesele; pandemi...
yaklaşmayın, gezmeyin buralarda
ondan saklan, bundan sakın!
Ercüment memleketine giti Konyalı kendisi
ben en çok Ercüment'ten kurtulduğuma sevindim.
Ercüment orada olsa ne yapardım?
maskem nasıl kardeşim?
elbiseme uymuş mu?
fikrini merak ettim. denemek ister misin?
on üzerinden puanlar mısın?
Ercü git başımdan!
yani Ercüment!
anla işte Ercüment abi
o geliyor, bu geçiyor, herkes memleketinde
kimisi başkasının evinde...
kimisi de kalakaldı işte bu otelde
yani bu bomboş otelde
birde pandemi denilen bir şeyin içinde
hepimiz sırayla hastanelik olsak dahi gitmedik
konu; virüs değil, konu; toplu şakalaşma.
altı kişiyiz ve belirsiz gün ve saatlerle
herhangi bir kişiyi buluyoruz
otelin içinde kovalıyor...yakalayınca da
Allah ne verdiyse... bunu neden yapıyoruz?
ama bu şakalaşma, herkesin başına geldi
ve herhalde benimde, bu deli saçmasıydı
Vedat, Ersin, Hasan, Ertan, Halil... ve ben
biz aptal herifler böyleyiz
kriz anlarında ya uzun eşek oynar.
ya da banka soyma planı yapar
en olmadı birbirimizi yaralarız...
ya da başımıza bela açarız.
benim bu şakalaşa içerisinde
tek aklımda kalan kişi; Halil
Halil en ağır şekilde Niğdeli
ve hem de iç Anadolu şiveli
bu şiveyi dinlerseniz eğer
ne konuştuğunun bir önemi yok
karnınız acıkır. öyle hissettirir.
aklınıza ya ayran, ya kavurma
ya köy yumurtası, ya kahvaltı sofrası
her şeyi bir iştahla ve şiveyle anlatırken
insanın aklında iç Anadolu yemekleri
hata bazen de Niğde patatesi...
bozkırın sesi ve tezenesi.
fırından sıcak ekmek kokusu
bilmiyorum benim karnım acıkıyordu
bu şakalaşmaya Niğdeli yakalandığında
kendi ranzasında, belki de rüya görüyordu
yapmalıydık! çünkü oda bize aynısını yapmıştı
ve Niğdeli Halil;
anam ğolum!
anam bacağım!
la n'olur bırağın!
la n'olur
baktı ki kurtuluşu yok bu oyunun
bu defa köylü kurnazlığı
sağ kolum ameliyatlı!
sol kolumda platin var!
oğlum ben size böyle mi yaptım!
tabi ki Halil'i paçalarından sürükleyerek
otelin koridorlarında gezdirdik.
bunu yapmalıyız!
çünkü; o da bize yaptı
ve hatta belki de bu oyunu o başlattı
ortalama on beş dakika bu şakalaşma sürer
maruz kalan; şaka amaçlı dokunuşlarla incinir.
ve ya tuhaf şekillerde bir yerlerden atılır...
bazen baş aşağı merdivenden sarkıtılıp
yani; her şey o günkü ekibin ilhamlarına
ve kişinin yakalandığı yere bağlı olarak değişir.
şaka bitince herkes güler ama yine de
yaşanan süreç değerlendirir.
maruz kalan kişi gülse de
bir sonraki intikam için fikirler düşünür.
beni yakaladıklarında bahçede sigara içiyordum.
bir an kendimi Ferdi Tayfur filminde zannettim.
nereye kaçtıysam yakaladılar ve nereye gittiysem.
Niğdeli beni Niğde patetesine çevirdi
merdivenlere kaçtım, ayağımdan.
havuza yaklaşınca havuza attılar...
çimlerde yuvarlandım...
kaçmaya, saklanmaya çalıştım..
imkansız!
kahretsin! bu oyunu kim icat etti
ama o anlarda sonuçlarına katlanmalıydım.
bir hafta boyunca her yerim!
ve güldükçe ağrıyan boynum.
ve ben bir hafta sadece... ağrılarımı dinledim
bilmiyorum...
bu garip süreçler böyle mi geçmeliydi?
pandemi bizi belki hastaneye düşürmedi
ama o oteldeki altı kişi; karışık bir sırayla
birbirini hastanelik etmişti...ve bunu gizlemişlerdi
kahretsin! bu oyunu kim icat etti!
ama çok komikti, her süreci
Alper Tunga 3
Kayıt Tarihi : 20.07.2026 06:48:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!