İsmi Ne Lazım, Dağ Kızı
Rüzgâr savurur güllerin tel tel saçlarını,
dağ susar, gece susar, taş susmaz.
Fırtına bitmedi daha,
ben söyleyecektim türkümü
ama bazı türküler
insanın boğazında değil,
yarasında büyür.
Âşık uyumaz bu dağlarda,
her taşın ardında bir göz,
her gölgenin içinde bir bekleyiş vardır.
Kurşun bozar sessizliği,
sonra yeniden susar dünya.
Bir namlunun ucunda beklemek
ne kadar uzunmuş meğer;
insan bazen bir ömür yaşar
bir saniyenin içinde.
Bir şerefsizin sözünde
ölümün gölgesi dolaşırken
baktı gözlerimin ta içine.
O an anladım:
Korku, insanın kalbinde doğmaz yalnızca;
bazen insanın sustuğu yerde büyür.
Ben korkak değildim.
Çünkü insanı yiğit yapan
ölümden korkmaması değil,
korkuya rağmen insan kalabilmesidir.
Bağırdı…
Avazı dağlara vurdu,
taşlar inledi,
yankı yankıya karıştı.
Sanki dağların belleğinde
unutulmuş bir acı
yeniden uyandı.
İsmi ne lazım?
Bir dağ kızı geldi geçti burada.
Ardında ne bir saray bıraktı
ne altın, ne servet…
Bir avuç rüzgâr,
bir tutam hüzün,
bir de susmayan türkü bıraktı.
Belki de insan dediğin
geldiği yere iz bırakmaz;
gittiği yerde
bir soru bırakır.
Kimdi?
Neden geldi?
Neden sustu?
Neden baktı öyle gözlerime?
İsmi ne lazım?
Dağlar isimleri unutabilir,
taşlar yüzleri eskitebilir,
rüzgâr ayak izlerini silebilir.
Ama bazı insanlar
bir dağın yamacında değil,
insanın hafızasında yaşar.
O dağ kızı da
bir gece geldi geçti buradan.
Rüzgâr saçlarını savurdu,
fırtına türküsünü yarım bıraktı.
Ben hâlâ aynı dağdayım.
Ve hâlâ soruyorum kendime:
İsmi ne lazım?
Bir dağ kızı geldi geçti burada.
Yazar ve Şair Müslüm İnan
14 Ağustos 2026
Kayıt Tarihi : 14.08.2026 11:35:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!