En çok
terkedilen bilir
ayrılığın acısını
en iyi
Giden bilir
pişmanlığın sancısını
Bu kadar mı çok unuttun?
Bu kadar mı kolay?
İki cümleyi mi çok gördün bana?
Zerre kadar gelmedim mi aklına?
Oysa kalabalıklar içinde,
Beklediği sadece birinin sesidir insanın…
Bir ritüele döndü artık farkında mısın? Duygusuz ve hissiz… önce sen unuttun,sonra ben ağırdan aldım…hayatın bizi ağırdan aldığı gibi…
Devamı sonra…
Bir şiir gibi.gözlerin düşer gecelerime. Mısralar kaşların gibi ince. Ve kapalı gözlerin eminim. Ellerin ellerime değince...bir zamanlar ne çok yakınırdım oysa. Dokunamıyorum diye sana. Meğer dert sadece bu olsa.Boşa üzülürmüş insan buna. Gitmeler keşke olmasa hayatımızda. Yarım kalmalar, eksilmeler,acılar ve ağlamalar...gözyaşın geldi aklıma. Kıyamam ağlamana oysa. Bir bebeğin ki değilse...sen şimdi başka bir düşte kimbilir ne haldesin? Ya beni bilir misin? Bir yarını öyle masanın üzerine anahtarı bırakıp çıkar gibi koyduğun kalbim giderken bir otobüse dayadığın başın sonradan çok ağrıdı eminim. Çünkü benim kalbim çok yandı. Sen şimdi en derin uykunun ortasında bir kaç oda veya bir kaç şehir uzakta...ne farkeder. Başka bedenlere ait ruhun yoksa yanında...nerden esti bilmiyorum gece gece seninde canını sıktım duymasanda,okumasanda,uyumasan (da) elbet bir sebebi vardır uykusuzluğun...canını sıkma,hayat bildiğini okur her nasıl olsa...ama kırgın ama üzgün ve biraz hasta yüreğim gözlerimde ki sarı hüzün yine o aynı sıranın üstünde,koşarak indiğim o merdivenler var şimdi karşımda...
Seni severken ben, sende giderken çok mütevaziydin… Dinlemezken beni, umurunda değilken de çok alçakgönüllüydün. Aramazken, sormazken birkaç yedi yıl çok çirkinleştim ben nedense? Çok değiştim senin gözünde… sustum sadece kendi içimde, yandım… en büyük çirkinliğim buydu sana karşı… bağırmalıydım oysa, çağırmalıydım, beddua etmeliydim lanet okumalıydım. Sustum… En büyük yenilgimi aldım ben hayattan sen bunu geç anladın! Önce aynaya bakmalı insan… kendi söylediklerine ve yaptıklarına, geri dönüp hatalarına, sonra yargılamalı gönül mahkemesinde birilerini. Yeri geldiğinde kabullenmeli ve susmalı. Başka birilerini kendi hatalarının sorumlusu tutmamalı, kendi egoistliğe bencilliğine bir kılıf bulmamalı…
Kızgınlığını, öfkesini ve kırgınlığını hayattan çıkarmalı başkalarından değil. Ruhuna sahip çıkmalı başka rüyalara gitmesin diye… evet ben bunları yazarken de çok mütevaziydim. Ve bir o kadar çirkindim… kim kimin kalbine basa basa gittiyse en az onun kadardım. Adına güzellik konulan şiirler kadar çirkindim, sensizliğe dayandığım kadar çirkinleşmiştim. Çünkü geç anlardı bazıları ayrılığın acısını ve kırgınlığını… Sonradan pişman olurdu, ama son istasyonda son trende gitmiş olurdu çoktan. Başkalarına kızardı hiç yoktan… uykusuz onca gecenin hesabını başkalarına sorarlardı, bir hayalet gibi yaşamanın bir üniversite kentinde.
Çok alçak gönüllüyüm. O yüzden bir merdiven gibi üzerime bastılar hep, görmezden geldiler. Mütevazı oldukça sırtıma çıktılar, inmediler. Aşkta böyle işte…ne kadar içten, çok ve platonik seversen kimsenin umurunda olmazsın…ama zorbalık yapıp zorlarsan sevdiğini alırsın… ya sonrası? çok mütevazi ve güzelce devam edersin hayatına..
Mutluluk,
Ne içten olmayan bir ‘Merhaba’
Ne yeni bir araba
Üstelik kırmızıda değil…
Ne yeni güne uyandığında
Baş ucunda…
Görmüyorsa gözlerim senden başkasını
Bir lahza çıkmıyorsan aklımdan
Yüreğim senle çarpıyor
Dilim adını sayıklıyorsa milyon kere
Bilesin Sebeb-i Aşk
Bazen sebepsiz
gelir oturur içine bir acı
ölümler yaşanırken etrafında
devamı sonra




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!