Kertenkelenin şafağıydı bu.
Dili, gökkuşağı parıltılı dağ doruğundan
avladı bir mızrak gibi
yemyeşil çimende.
Papaza benzeyen karınca yiyen girdi
Soruyorsunuz: Ve nerede leylaklar?
Ve gelinciklerle örtünmüş metafizik?
Ve onun sözlerinde çok sık gümbürdeyen
ve boşluklarla ve kuşlarla
dolduran yağmur?
Bedeninin beyaz atlasını
yoklamaya başladım ateşten haçlarla.
Ağzım bir örümcekti gizli yolculukta.
Sende, arkanda, korkulu, arzulu.
Öyküler anlatmak sana alacakaranlığın kıyısında,
Güzel, hüzünlü, uysal, hüzünle dolmayasın diye sen.
Beklemek için karı,
niçin soyunmuş koru?
Nasıl bilebiliriz Tanrı’nın kim olduğunu
Kalküta’daki tanrılar arasında.
Belirsizliğin Krallığı
Büro şefi öne doğru eğilir ve bir çarpı işareti çizer
ve küpeleri salınır Demokles’in kılıcı gibi.
Toprağa doğru görünmez hale gelmesi gibi benekli bir kelebeğin
Geceleyin saat iki: ay ışığı. Durmuş tren
tam ortasında ovanın. Uzaklarda ışık noktaları bir şehrin,
ufukta titreşir soğuk soğuk.
Sanki derin bir rüyaya dalmış gibi bir insan
ki asla hatırlamayacak orada olduğunu
Au Jardin
Ey o yücelerdeki siz,
Kehribar renkli çitlerden kobalt geceye
Meyleden siz,
Ben alttayım çam ağaçlarının arasında,
Avrupa’nın Derininde
İki baraj kapağı arasında yüzen karanlık karina yani ben
dinlenirim oteldeki yatakta etraftaki şehir uyanırken.
O sessiz gürültü ve gri ışık çağıldayıp girer içeri
ve yavaşça kaldırır beni bir sonraki düzeye: sabah.
Her biri gibi bu tür günlerden, eski demir gibi siyah,
büyük kırmızı öküzler gibi güneşin çıkarttığı,
tam da havayla ve düşlerle hayatta tutulmuş
ve ansızın geri dönülmezcesine geçip gitmiş,
hiçbir şey yerine koyamadı huzuru kaçırılmış kökenimi,
ve yüreğimde dolaşıp duran eşitsiz ölçüler
Bakamayınca yüzüne
bakıyorum ayaklarına.
Kemerli kemikleriyle ayakların,
sağlam küçük ayakların.




-
Esel Arslan
Tüm YorumlarEdebiyatın böylesine ayaklara düşürüldüğü
ülkeme damla damla uzaklardan gönderdiğiniz çeviriler
biz şiir severlere gürül gürül akan ırmaklar oluyor.
Sonsuz teşekkürler,sevgi ve saygılarımla