Yapayalnız Duruyor İsveç Evleri
Siyah çamların bir karmaşası
ve tüten ay ışıkları.
Burada yatar batmış kulübe
ve cansız gibi görünür.
Beneğe kadar taşıyor renk, donuk mor.
Bedenin geri kalanı büsbütün çalkalanmış,
İnci rengi.
Bir kaya oyuğunda
Emiyor deniz saplantılıca,
Peru'nun yücelerinde, Nikaragua'da,
Patagonya'da, kentlerde
hiç bir hakkın yoktu senin, hiç bir şeyin yoktu senin:
sen, sefilliğin çanağı, terkedilmiş
oğlu Amerika'nın, hiçbir yasa yok
hiçbir yargıç yok koruyan toprağını senin
(Sondan 6.mektup)
Sana yazarken, belleğimde kalmış küçük detaylar canlanıyor nedense. Neredeyse, Marcel Proust'un 'Geçmiş Zaman İzinde' ırmak-romanındaki o küçücük detayları andıran detaylar üşüşüyor beynimin kıvrımlarına ve parmaklarımın uçlarına. Çocukluğumda kalmış salçalık acı biberlerin kokuları, Antakya Çarşıları'nın o serin gölgelikleri, çocukluğumda öğrendiğim Arapça küfürler (komşularımızın hemen hepsi Arap'tı) , sonra Antakya'nın ortasından geçen Asi Nehri üzerindeki köprüden geçerken köprünün kenarındaki demir korkulukların arasından aşağıya düşme korkusu. Ürkerdim hep o köprüden geçerken. Ürkümü belli etmemeye de özen gösterirdim. Sonra, ne derlerdi? 'Çocuk korkuyor. Daha büyüyememiş bu çocuk! ' derlerdi. Bu yılın Haziran ayında Antakya'ya gitmiştim. Ne kadar da yersiz imiş meğer o korkum. Çocukluk işte! ... İşte bütün bunları düşündürtüyorsun bana, sana yazarken. Bir yerde günlük tutmak gibi bir şey oluyor sana yazmak. Bana göre en yetkin romanlardan biri olan 'Körleşme'nin yazarı Elias Canetti, 'eğer günlük tutmasaydım, asla yazar olamazdım' diyordu bir yerde. Bana her gün yazdırdığın için, teşekkürler.
Düşündüm de... Acaba dedim kendi kendime, yoksa boynunu uzun uzun öperken, boynunu ısırdım da, bu diş izleri neyin nesidir diye bir soruya mı maruz kaldın diye. Umarım öyle bir şey yapmamışımdır. (Belki de yapmışımdır, kim bilir? Belki de vampirlik henüz keşfetmediğim, güdük kalmış yanlarımdan biridir) .
Yarısı Tamamlanmış Gökyüzü
Vazgeçiş iptal ediyor koşusunu.
Kaygı iptal ediyor koşusunu.
Akbaba iptal ediyor uçuşunu.
bir ikindi yürüyüşü
saçların samanlık ışığı rengi
tarla orada ırmak burada
ilk aşkımız ulaştı denize şimdi
(ki rastlar ve kucaklar orada çocukluğumuzu)
yıkanırız dilsiz bir kadının mutluluk akıntısında
Batmış denizde güneşin ateşi
yakar lambalarını baykuş.
Kilitlerim gece olduğunda.
Mutfakta: dereotu kokusu,
yaseminler odada.
Ey hâlâ bu duvarlar boyunca yürüyüp
bir insan arayan insan
- belki de bir zamanlar benim aradığımsın,
belki de bir zamanlar bendim senin aradığın.
(”Körün Şarkısını Satın Al”dan, 1938)
Yazıyordum
bir an ya da bir saat için
bir akşam bir gece
büyümüştü öfkem
ürpermiştim ya da oturmuştum
yanı başımda sessizce
Engin güneş taşlı sahiller.
Ak sıcak.
Yeşil ırmak.
Bir köprü,
Kavruk sarı palmiyeler.
Yaz uykusu evinde




-
Esel Arslan
Tüm YorumlarEdebiyatın böylesine ayaklara düşürüldüğü
ülkeme damla damla uzaklardan gönderdiğiniz çeviriler
biz şiir severlere gürül gürül akan ırmaklar oluyor.
Sonsuz teşekkürler,sevgi ve saygılarımla