Bana baktığında çiy altındaki çimen kadar
güzelleşiyorum
Uzun otlar anımsamıyor benim gururlu
çehremi, yürüdüğümde ırmak boyunca.
Utanıyorum kederli ağzımdan ötürü,
Yüreğim bu kavgada,
Kazanacak halkım. Bütün halklar
kazanacak bir bir.
Bu acılar
sıkılacak mendiller gibi
Ta ki bütün gözyaşları akana dek
Bayramsıdır halkın utkusu,
büyük zafer ilerlediğinde
ışıldar kör patates ve göksel
üzüm toprakta.
Tam şimdi,
Tuhaf durgun alacakaranlıktan
Dışarı … öyle tuhaf, öyle durgun …
Beyaz bir pervane uçtu. Niçin
Böyle soğuk büyümüşüm ben?
Uydu Gözler
Toprak pürüzlüdür, ayna değil.
Sadece en kaba ruhlar
görmeye çalışırlar kendilerini orada: Ay
ve Buz Çağı.
Ben sürgün bir bülbülüm, altın kafes sensin!
En has halıya koyarsın ayaklarını. Basarsın yüzüme!
Gülden daha kızıldır yanağın: Bir cennet resmisin sen!
Şah olup yalvardıydım sana, suskundun sen... Niçin susarsın?
Sevgilim! Girersin bahçeye. Bakışında yanar çiçekler,
Ellerinden bu yana ne sevinç gördü ellerim,
Ne de “elveda”dan bu yana bir gülüş salıverdi dudaklarım.
Dönerek açılan bir deniz kabuğu gibi sessizce
Geçerken gün genişler aramızda mesafe.
Açlığa ve yalnızlığa rağmen dayanır aşk yine de.
Ben kimim ki sizleri ayıplayayım? Ey Zenginler,
Tıpkı sizlerin faydasız zenginlikle acılandığı gibi
Acılanmışım yoksullukla ben.
Ezra Pound (1885-1972, ABD)
Çeviren: İsmail Haydar Aksoy
O ev köpükten borunun içinde uzaklık,
törensi dalgalardaki tuz ve bazı belirli kurallara göre,
ve bir koku, eski gemiden bir gürültü,
çürümüş tahtalardan ve paslanmış demirden
ve uluyan ve ağlayan yorgun makinelerden,
çarpıyor pruvaya, çiğniyor geminin böğrünü,




-
Esel Arslan
Tüm YorumlarEdebiyatın böylesine ayaklara düşürüldüğü
ülkeme damla damla uzaklardan gönderdiğiniz çeviriler
biz şiir severlere gürül gürül akan ırmaklar oluyor.
Sonsuz teşekkürler,sevgi ve saygılarımla