İsla Negra’daki deniz kıyısındaki evimi
sendikalara bırakıyorum,
bakırın, kömürün ve güherçilenin işçilerine.
Eziyet görmüş oğulları ülkemin
dinlensin orada.
Baltalar ve hainler tarafından tahrip edilmiş,
Bırakıyorum eski kitaplarımı, toplanmış
dünyanın her bir köşesine, tapınılmışlar
o görkemli dizgesinde,
Amerika’nın yeni şairlerine,
onlara, kabaca durdurulmuş dokuma tezgahında
yarının manifestosunu dokuyacaklara.
Terk ettiğim çay yaprakları,
Ve şu çarpık çizgi
O kraliçe ayasında
Umurumda değil artık.
Benim siyah hac yolculuğumda
Bu ay oyuklu kristal yumak
Ve Aralık’la Ocak arasında
bulunan o ayın adı nedir?
Hangi yetkiye dayanarak numaralandı
bir salkımdaki on iki üzüm?
Ruh için iyi olan
geceleyin uzun yürüyüşlerdir:
dikizlemektir pencereleri
birayla çıldırmış kocalarından
kurtulmaya çalışan
yorgun kadınları seyretmektir.
Ve benim ne önemim vardır
unutuluşun mahkemesinde?
Hangisidir betimleyen
geleceğin sonuçlarını?
Evet ya! Bir şairim ben ve döksün
Mezarımın üstüne gül yapraklarını bakireler
Ve mersinleri erkekler, katletmeden önce
Günü karanlık kılıcıyla gece.
Heyhat! ne sen ne de ben
Veda et, elveda, elveda,
Veda et kızlık günlerine.
Mutlu Eros kur yapmaya gelmiş
Sana ve bakireliğine –
Bu kemer güzelleştirsin seni
Ve sarı saçlarını kuşatan bu saç filesi.
Ve günler yeterince dolu değildir
Ve geceler yeterince dolu değildir
Ve sallamadan otları kayıp gider
Hayat bir tarla faresi misali
Ve ne dedi acaba yakut
narların şerbeti önünde?
Fakat Cuma’dan sonra gelsin diye
neden ikna edilemez Perşembe?




-
Esel Arslan
Tüm YorumlarEdebiyatın böylesine ayaklara düşürüldüğü
ülkeme damla damla uzaklardan gönderdiğiniz çeviriler
biz şiir severlere gürül gürül akan ırmaklar oluyor.
Sonsuz teşekkürler,sevgi ve saygılarımla