Dolunaylı bir gece, şöleni var gümüşün
Takılmışım yakudî tebessümün peşine
Umut yüklü hayalin hayra yorulan düşün
Begonvilde, çiğdemde, rastlanmıyor eşine
Hangi çiçekte saklı o sihirli gülüşün
Ne zambak ne gülde var, gerisini sen düşün
Bilemedim bahtım ak mı kara mı,
Bu aşk beni zora soktu tabibim.
Boşuna arayıp durma yaramı,
Beni vuran gizli oktu tabibim.
İnce bir sızıyla indi döşüme,
Tahir ile Zühre
Bir elmanın iki yarısıdır Tahir ile Zühre. Binlerce yıl öncesinden Güneydoğu Anadolu'dan gününüze kadar ulaşan, aşk, tutku ve çileyle örülmüş trajik bir aşk efsanesidir. Rivayet edilir ki; binlerce yıl öncesi, yedi iklim dört bucağa hükmeden bir padişah ile sadık bir veziri vardır. Sarayları, kaleleri, orduları, cariye ve hizmetçileri olan dönemin zengin ve hükümran padişahı ile, sadık ve kudretli vezirinin ortak bir dertleri vardır. Her ikisinin ocaklarını tüttürecek birer evladı yoktur, belki de bu ortak dertten muzdarip olmalarındandır ki, padişah ve vezirden ziyade; iki dost, iki kardeş, iki sırdaş gibidirler.
Sarayları, köşkleri, has bahçeleri ve hazineleri ancak bir yere kadar gönüllerine buruk bir mutluluk vermektedir.
Günlerden bir gün padişah veziriyle beraber tebdili kıyafetle, çarşı pazar dolaşırlarken, önlerine çıkan bir dilenci: ''Bana bir altın sadaka verenin dileği gerçek olur!'' diyerek elini açar. Tebessümle dilencinin avcuna bir altın bırakan padişah veziriyle geri dönerlerken; gözlerine bir ağacın altına oturmuş nur yüzlü ihtiyar bir derviş çarpar. Dervişin yanına varıp selam verirler. Derviş, selamlarına karşılık verip:
Ömre bedel bildiğim yakut tebessümünü,
Gönül gergefinde gül nakışına sayarım.
Karun hazinesinden fiyat biçsen, tümünü
Bir tebessüm uğruna ayağına yayarım,
Bunu da büyüleyen bakışına sayarım.
Bilmem nerede, hani; gelip geçti nasılsa
Ölesiye aşkların yaşandığı çağ hani
Cümle cihan var güçle birer uçtan asılsa
İki gönül arası hiç kopmayan bağ hani
Sevda yolu nutkunu belirlemiş kendince
Gölgem yüzündeki Güneş'i izler,
Ne battığın belli ne batmadığın.
Kaşın kirpiğinden, sırrını gizler,
Ne çattığın belli ne çatmadığın.
Kadehler dudağa yaktı sihrini,
Nasıl açar bilmem ki zemheride yaz gülü.
Vurulmuşum, bir işmar atsan da atmasan da.
Yer, gelinlik kuşanmış; gök, duvaklı kar tülü.
Bir rüyadır görülen, yatsan da yatmasan da.
İster ağla ister gül, nasılsa yandın gönül.
Gökyüzüne gecenin serptiği yıldızların geri toplanması şafak sökerken tamamlanmış olur, bir yıldız hariç. Şafak söktükten sonra hatta Güneş epeyce yükseldiğinde bile gökyüzünde hâlâ asılı duran ve çıplak gözle fark edilebilen tek yıldız: Zühre Yıldızı’dır. Hiçbir zaman göz kırpmayan, asalet ve güzelliğin sembolü olan ve halk arasında; Çoban Yıldızı, Şafak Yıldızı ve Çulpan gibi isimlerle anılan bu yıldız, tarihin her döneminde ve güzel sanatların her dalında sanatçılara esin kaynağı olan Venüs’tür. Peki nedir bu Zühre Yıldızı’nın gizemi? Parlaklığıyla, Müşteri ve Zühal yıldızlarını bile geride bırakan Zühre Yıldızı’nın, başka hiçbir yıldıza nasip olmayan ilginç ve ilginç olduğu kadar da düşündürücü ve ders alınacak bir efsanesi vardır. Zühre Yıldızı Efsanesi yalnızca bir yıldız efsanesi olmayıp, Ademoğlunun nefsi ve şehevi hislerinin, ruhani varlıklar üzerinden ele alındığı çarpıcı bir çöl efsanesidir.
Çöl... Zamanı geldiğinde bir parça gölge ve bir bardak suyun dünya malına bedel olduğu, uçsuz bucaksız kum diyarı. Sahte umutlarla insanların peşine takılıp sürüklendiği aldatıcı serapların mekanı... Göz alabildiğince uzanan kum tepeleri arasında insanoğluna hayat sunabilen başlı başına bir nimet sayılan vahalar ve vahasız yerlerde insanların hayata tutanabildikeri su kuyuları. Çöl efsaneleri; gündüz Güneş’in, gece ayazın gazabı, aldatıcı serapların hayal kırıklığı, kervanlara yapılan harami baskınları ve suyun nimetiyle yoğrulmuştur. Her yıldız bir başka parlar çöl gecelerinde. Hele ki bu yıldız Zühre Yıldızı olursa.
Nerdesiniz,Eski kadim.dostum.nerede..Edebiyat defterindeki yorumlarını gördüm yazima yaptığın oraya pek girmiyorum ama duygulandım.. Bayramin mübarek olsun çok bayramlar görelim.değerli kadim.dostum değerli abim...Saygılar hürmetler..
İKİ ŞAİR/ŞİİR VE ANTOLOJİ.
Şiir Örnekleri 3 - Şarkı
Sükûtu altın saydım, söz dilimde gümüştü;
Beni dilsiz bırakan bakışını hatırla.
Gönlüm aşka düşmedi, aşkın gönlüme düştü
Sineme şimşek gibi çakışını hatırla!
Elinden yudumlarken sevdanın iksirini,
Sandım k ...
hocam harika bir şiir olmuş ben bu şiire şapka çıkartırım tam puan +ANT