İrfan Yılmaz Şiirleri - Şair İrfan Yılmaz

İrfan Yılmaz

Güzellik ve zarafet taş kâlpleri eritti,
Yere inmiş dediler bir güzellik yıldızı.
Mittan’da Tadukhepa, Mısır’da Nefertiti.
Gizemli bir prenses, O sonsuzluğun kızı...

(Videolu efsane)

Devamını Oku
İrfan Yılmaz

Yüzünü çevirme dünya güzeli,
Güneşim vakitsiz batar mı dersin?
Canımı tenimden süzdün süzeli,
Aklıma başka yâr yatar mı dersin?

Yok hükmünde sayıp kara sevdamı,

Devamını Oku
İrfan Yılmaz

Aramıza, yer set çekmiş, gök perde
Yedi iklim dört bucakta bu cihan
Nasıl seni tutamaz ki bir yerde
Bulutların üstündesin Hurican
Kadere bak, sen nerdesin ben nerde
Aramıza, yer set çekmiş, gök perde

Devamını Oku
İrfan Yılmaz

Biliyor musun gülüm, bu aşk ne demek?
Sanki rüya içinde gördüğüm rüya,
Sevgi sabırla yandaş, tutkuyla emek.
Yitik ömrüme bakıp sen de gördün ya:
Aşkın üstünde dönüp duruyor dünya.

Devamını Oku
İrfan Yılmaz

Gül Kasidesi

Ey gonca gül, biraz eğil, dinle, duyuyorsan eğer
Sussam kalem razı değil, yazsam sana nazar değer
Şeyda bülbül ötüşüyle, Ferhat'ın Şirin düşüyle
Akla ziyan gülüşüyle, goncan tılsımlıymış meğer

Devamını Oku
İrfan Yılmaz

Kıvılcım, yangın ve kül, aşkın kendi kaderi
''Yazı, alın yazısı... Yazan kalem Ezel'den
Görünmez ve silinmez! '' dediğin günden beri
Sözlerin aklımdadır; ey sevgili, tez elden
Güz bitmeden, kapıma dayanmadan zemheri
Mektubu alır almaz, dön sevgili, dön geri

Devamını Oku
İrfan Yılmaz

Dolunaylı bir gece, şöleni var gümüşün
Takılmışım yakudî tebessümün peşine
Umut yüklü hayalin hayra yorulan düşün
Begonvilde, çiğdemde, rastlanmıyor eşine
Hangi çiçekte saklı o sihirli gülüşün
Ne zambak ne gülde var, gerisini sen düşün

Devamını Oku
İrfan Yılmaz

Bilemedim bahtım ak mı kara mı,
Bu aşk beni zora soktu tabibim.
Boşuna arayıp durma yaramı,
Beni vuran gizli oktu tabibim.

İnce bir sızıyla indi döşüme,

Devamını Oku
İrfan Yılmaz

Tahir ile Zühre

Bir elmanın iki yarısıdır Tahir ile Zühre. Binlerce yıl öncesinden Güneydoğu Anadolu'dan gününüze kadar ulaşan, aşk, tutku ve çileyle örülmüş trajik bir aşk efsanesidir. Rivayet edilir ki; binlerce yıl öncesi, yedi iklim dört bucağa hükmeden bir padişah ile sadık bir veziri vardır. Sarayları, kaleleri, orduları, cariye ve hizmetçileri olan dönemin zengin ve hükümran padişahı ile, sadık ve kudretli vezirinin ortak bir dertleri vardır. Her ikisinin ocaklarını tüttürecek birer evladı yoktur, belki de bu ortak dertten muzdarip olmalarındandır ki, padişah ve vezirden ziyade; iki dost, iki kardeş, iki sırdaş gibidirler.
Sarayları, köşkleri, has bahçeleri ve hazineleri ancak bir yere kadar gönüllerine buruk bir mutluluk vermektedir.

Günlerden bir gün padişah veziriyle beraber tebdili kıyafetle, çarşı pazar dolaşırlarken, önlerine çıkan bir dilenci: ''Bana bir altın sadaka verenin dileği gerçek olur!'' diyerek elini açar. Tebessümle dilencinin avcuna bir altın bırakan padişah veziriyle geri dönerlerken; gözlerine bir ağacın altına oturmuş nur yüzlü ihtiyar bir derviş çarpar. Dervişin yanına varıp selam verirler. Derviş, selamlarına karşılık verip:

Devamını Oku
İrfan Yılmaz

Ömre bedel bildiğim yakut tebessümünü,
Gönül gergefinde gül nakışına sayarım.
Karun hazinesinden fiyat biçsen, tümünü
Bir tebessüm uğruna ayağına yayarım,
Bunu da büyüleyen bakışına sayarım.

Devamını Oku