Gözler konuşur gülüm, dilin sustuğu yerde
Hiçbir kelam yetmedi, akla ziyan nuruna
Aşk atına vurulan çift kişilik eyerde
Gönlüm seninle uçtu şahikalar turuna
Sıradağlar çınlattım, gülüm senin uğruna
Aşkın kıyım sırasında, bir bedenim iki yarım
Efkâr tüten çırasında, ateş değil ben yanarım
İki afet bir canımı söze döksem yok tanımı
Sol yanımı alev sarmış, buz kesiyor sağ yanımı
Gönül binmiş aşk atına, menzildeki gülü afet
Madem ki ayrılık zamanı geldi,
Kıyamet sırrına er de öyle git.
Hangi ağır günah aklını çeldi,
Mahşer için bir gül der de öyle git.
Konaklamaz oldu gönül bir yerde,
Tılsımlı gül kıyıp durdu, can evimi lime lime
Adı gizli, çift heceli, dilime yasak kelime
Nutkum tutuldu görünce, bir kalem verin elime
Hamitabat gülün gonca, arar oldum yıl boyunca
Tılsımını bozmak için, var mı dört yapraklı yonca
Ne çok özledim seni bilemezsin sevgili,
Ömre bedel saydığım bakışına hasretim.
Çok söylesem az gelir bu sevdayla ilgili,
Gönlüme beklenen gül nakışına hasretim.
Bir tek bakışın değil aşka dair sabıkan;
Aramıza, yer set çekmiş, gök perde
Yedi iklim dört bucakta bu cihan
Nasıl seni tutamaz ki bir yerde
Bulutların üstündesin Hurican
Kadere bak, sen nerdesin ben nerde
Aramıza, yer set çekmiş, gök perde
Biliyor musun gülüm, bu aşk ne demek?
Sanki rüya içinde gördüğüm rüya,
Sevgi sabırla yandaş, tutkuyla emek.
Yitik ömrüme bakıp sen de gördün ya:
Aşkın üstünde dönüp duruyor dünya.
Gül Kasidesi
Ey gonca gül, biraz eğil, dinle, duyuyorsan eğer
Sussam kalem razı değil, yazsam sana nazar değer
Şeyda bülbül ötüşüyle, Ferhat'ın Şirin düşüyle
Akla ziyan gülüşüyle, goncan tılsımlıymış meğer
Bilmez misin sevgili ömür tersine akmaz,
Rüzgârsız bulut uçmaz, bulutsuz şimşek çakmaz.
Bir kez düşmeye görsün bölünmüş gönüllere;
Keremi yakan ateş, Aslı'yı sağ bırakmaz!
Dolunaylı bir yaz gecesiydi. Vakit gece yarısını geçmiş, kocaman bir tepsi gibi, geniş bahçenin doğu sınırındaki ulu ceviz ağacının kenarından, hafif bir hışırtı ve gülümseyen yüzüyle erkenden doğan dolunay, gittikçe yükselmiş ve yükseldikçe de küçülmüştü. Yönü, güneye bakan evinin sundurmasında dalgın ve düşünceli oturan, kırk yaşını geçmiş köylü adamın eli bir kez daha önündeki tütün tabakasına uzandı. Yıllardır ustalaşmış parmakları ile tütün tabakasını tıkırtı ile açtı. Bir sigara daha sardı. Kibriti çakarken hoş bir kav kokusu yayıldı. Sıkıntılı, endişeli ve düşünceliydi.
- Feriha! dedi. Feriko... Ferikom!
Aradan geçen yirmi yılı aşkın bir zaman, ne gözlerinde tüten o eşsiz simayı, ne de gönlünde yarım kalmış sevdasını tamamen silebilmişti. İnsanın asla erişemediği ve artık hiçbir zaman erişmesinin de mümkün olmadığı, kalpte gizli kalan o sevgili, demek ki asla unutulmuyordu. Ömründen akıp giden her yıl, gönüldeki o sevda ve zihindeki o hayali biraz daha silik hale getirmeye çalışsa da tamamen silemiyordu. Gökyüzüne baktı, dolunayın gümüş ışıkları, görebildiği alanda ancak üç beş yıldızın göz kırpmasına izin veriyordu. Yusyuvarlak ve kocaman bir tepsi gibi doğan Ay'ın, neden yükseldikçe küçüldüğüne ve küçüldükçe de ışığının arttığına bu güne kadar bir türlü akıl erdirememişti. Bir kez daha dudaklarından aynı sözcükler döküldü:
Nerdesiniz,Eski kadim.dostum.nerede..Edebiyat defterindeki yorumlarını gördüm yazima yaptığın oraya pek girmiyorum ama duygulandım.. Bayramin mübarek olsun çok bayramlar görelim.değerli kadim.dostum değerli abim...Saygılar hürmetler..
İKİ ŞAİR/ŞİİR VE ANTOLOJİ.
Şiir Örnekleri 3 - Şarkı
Sükûtu altın saydım, söz dilimde gümüştü;
Beni dilsiz bırakan bakışını hatırla.
Gönlüm aşka düşmedi, aşkın gönlüme düştü
Sineme şimşek gibi çakışını hatırla!
Elinden yudumlarken sevdanın iksirini,
Sandım k ...
hocam harika bir şiir olmuş ben bu şiire şapka çıkartırım tam puan +ANT