İnsan Dediğin Şiiri - Hikmet Metin Çavdar

Hikmet Metin Çavdar
430

ŞİİR


8

TAKİPÇİ

İnsan Dediğin


İnsan dediğin
biraz toprak kokmalı,
biraz yağmur,
biraz da ekmek…
Öyle çok şey istemiyorum hayattan.
Bir çocuğun cebinde
üç beş misket olsun mesela.
Bir annenin sofrasında
ekmeği bölüşecek kadar huzur.
Bir baba
akşam eve gelirken
başını öne eğmesin.
Hepsi bu.
Ne bileyim,
sokaktan çocuk sesi gelsin,
fırından ekmek kokusu.
Kimse pazardan dönerken
poşetini komşusundan saklamasın.
Yoksulluk utanılacak şey değil kardeşim.
Utanılacak olan
insanı yoksulluğuyla
baş başa bırakmak.
Ben bunu
çok erken öğrendim.
Bir çocuğun
ayakkabısındaki çamura
bakıp gülmedim hiç.
Bazı çamurlar
yoldan bulaşmıyor insana.
Hayattan bulaşıyor.
Bazı çocuklar da
oyuncakla değil,
ekmek kuyruğunda büyüyor.
Bana
“dünya böyle” diyorlar.
Değil.
Dünya böyle değil.
Böyle yapanlar var.
Birileri
masaların başında
bir ülkenin kaderini
rakamlarla bölüşürken,
birileri pazarda
çürük domates seçiyor.
Akşam ne pişecek
onu düşünüyor.
Birileri
bir gecede zenginleşiyor.
Birileri
maaşını ayın yirmi beşinde bitiriyor.
Sonra bir ses çıkıyor:
“Sabredin.”
Sabır güzel şey.
Ama
karnı doyurmuyor.
Çocukların sabrı olmaz kardeşim.
Çocuk acıkır.
Çocuk üşür.
Çocuk ağlar.
Bunu rakamlarla anlatamazsın.
Bir çocuğun gözyaşı
hesap kitap işi değildir.
Ben
kimsenin sarayına özenmedim.
Bir evim olsun istedim.
Penceresinden yağmur görünsün.
Kapısında bir çift ayakkabı.
Mutfakta çorba kaynasın.
Bir de
masanın ucunda
eski bir sandalye…
Babam otursun diye.
Annem
“ekmek almayı unutma” desin.
Ben de
“unutmam” diyeyim.
Benim zenginliğim buydu.
Çocukluk da öyle bir şey zaten.
Bazen bir gazoz kapağı.
Bazen beş taş.
Bazen de
akşam ezanını duyup
“biraz daha oynayalım” demek.
Sonra büyüyorsun.
Bir bakıyorsun
gazoz kapakları yok.
Sokaklar yok.
Arkadaşların dağılmış.
Herkes bir yerlere gitmiş.
Kimi ekmek derdine,
kimi hayat derdine.
Kimi de
kendinden kaçmış.
Sen kalmışsın
bir eski fotoğrafla.
Bakıyorsun.
Herkes gülüyor.
Ne garip…
İnsan en çok
gülümseyen fotoğraflarını özlüyor.
Gece olunca
şehir başka oluyor.
Gündüz söyleyemediğini
gece söylüyor insan.
Uzakta bir pencerenin ışığı yanıyor.
“Orada da biri uyanık,”
diyorsun.
Belki bir anne
çocuğunun üstünü örtüyor.
Belki bir işçi
sabahın hesabını yapıyor.
Belki bir genç
ilk kez âşık olmuş.
Uyuyamıyor.
Belki biri
kimse görmesin diye
sessizce ağlıyor.
Ben geceleri severim.
Gece yalan söylemiyor.
Karanlıksa karanlık.
Yağmursa yağmur.
Acıysa acı.
İnsan da
biraz böyle olsa keşke.
Seviyorsa söylese.
Özlediyse sarılsa.
Kırıldıysa
“kırıldım” diyebilse.
Susmak
her zaman asalet değil.
Bazen insanın içinde
biriken bir şey.
Bir çığlık belki.
Ben şiire de
biraz böyle bakıyorum.
Süslemek için değil.
İçimde kalan şeyi
masaya koymak için.
Belki de bu yüzden
Hasan Hüseyin Korkmazgil'i
kendime yakın buluyorum.
Onu örnek alan biriyim.
Çünkü onun şiirlerinde
sokağın sesi vardır.
İşçinin eli vardır.
Yoksulun ekmeği vardır.
Öfkesi de vardır insanın,
sevgisi de.
Ben onun gibi yazamam.
Zaten istemem.
Ben
kendi sesimi arıyorum.
Ama insanın yanında duran
o şiir damarını
unutmadan.
Bir gün
çocukların daha rahat güldüğü
bir dünya görür müyüz bilmiyorum.
Ama istiyorum.
Kimsenin çocuğu
ötekinin çocuğundan
eksik kalmasın.
Bir çocuk
ekmeğin hesabını bilmeden büyüsün.
Çok mu?
Bilmiyorum.
Bir avuç toprak al eline.
Sık.
Ne kadar sıkarsan sık
parmaklarının arasından kaçıyor.
Hayat da biraz böyle.
Tutamıyorsun.
Ama bir ağaç dikiyorsun.
Belki gölgesini
sen görmüyorsun.
Bir başkası oturuyor altında.
Bana sorarsan
güzel olan biraz da bu.
Ben
memleketimi severim.
Ama memleket
sadece bayrakla
söylenen sözlerle değil.
Memleket
sabahın köründe
servise binen işçidir.
Tarladaki kadındır.
İşsiz gezen gençtir.
Madene girerken
evine dönebilecek miyim diye
içinden geçiren adamdır.
Okula giderken
çantası ağırlaşan çocuktur.
Pazarda
“bunun ucuzu yok mu?”
diye soran annedir.
Bunları görüp
başını başka tarafa çevirmemektir
biraz memleket sevmek.
Ben
memleketimi
insanıyla severim.
Dağıyla taşıyla elbette.
Ama en çok
insanın gözündeki
ışığıyla.
Bir maden ocağının
kapısında bekleyen bir kadın gördüm bir gün.
Elinde
ne çiçek vardı
ne de güzel söz.
Sadece bekliyordu.
Öylece.
Bazı bekleyişler
saatle ölçülmüyor.
İnsanın ömründen gidiyor.
Bir kapı açılacak.
Bir ses gelecek.
“Çıktı.”
Belki.
Bazen de
hiçbir şey denmiyor.
O zaman
toprak ağır geliyor insana.
Gökyüzü susuyor.
Ve dünya
bir daha eskisi gibi görünmüyor.
O yüzden
ölüleri sayı yapmayın.
Bir insan
bir rakam değil.
Bir annenin oğludur.
Bir çocuğun babası.
Bir kadının sevdiği.
Bir evin kapısına
bakıp beklediği adam.
İnsanın canı
istatistik değil.
Bunu unutmayın.
Unutturmayın.
Ben kavgadan korkmam.
Ama benim kavgam
yumrukla değil.
Ekmeğin kavgası.
Onurun.
Çocuğun.
İnsanın.
Bir insan
başkasının açlığına
tok gözlerle bakabiliyorsa
ben biraz da onunla kavga ederim.
Bir insan
haksızlığı görüp
“bana dokunmuyor” diyorsa
ona da kızarım.
Çünkü ateş
komşunun evindeyse
senin evin yanmıyor diye
rahat olunmaz.
Bugün onun kapısıdır.
Yarın seninki.
Bazen çok yoruluyorum.
İnsanlardan değil yalnız.
İnsanların birbirine
yaptıklarından.
Bir çiçeği koparmak kolay.
Bir kuşun yuvasını bozmak kolay.
Bir insanı kırmak da.
Zor olan
birinin yanında kalmak.
Bazen konuşmadan.
Bazen hiçbir şey yapamadan.
Sadece orada.
Hor bakma kimseye.
Karıncaya bile.
Belki o küçücük can
hayata senden daha sıkı tutunuyor.
Bir serçenin kanadını kırma.
Belki uçmayı
senden iyi biliyordur.
Bir insanın yüreğini de
oyuncak sanma.
Yürek kırılınca
her zaman ses çıkmıyor.
Ama kalıyor.
Bir yerinde kalıyor insanın.
Şimdi yağmur başlıyor.
Camın kenarına oturuyorum.
Kaldırımlar ıslak.
İnsanlar koşuyor.
Bir köşe başında
üşüyen bir kedi var.
Dünya dönüyor.
Ben yine düşünüyorum.
Acaba bir gün
bir çocuk
“Babam neden işsiz?”
diye sormayacak mı?
Bir anne
pazardan eli boş dönmeyecek mi?
Bir işçi
alın terinin
birilerinin hesabından
daha değersiz olmadığını
görecek mi?
Bilmiyorum.
Gerçekten bilmiyorum.
Ama yine de
inanıyorum.
Çünkü elimde
başka ne var?
Biraz hüzün.
Bir eski fotoğraf.
Bir de
gecenin içinde
küçücük bir ışık.
Ben o ışığı
söndürmeyeceğim.
Sen de söndürme.
Bazen insan olmak
çok büyük bir şey değil.
Bir çocuğun başını okşamak.
Bir ihtiyara
“nasılsın?” demek.
Ekmeğini bölmek.
Birinin yarasını görüp
yanından geçmemek.
Hepsi bu belki.
Bir gün
çocukların güldüğü,
tarlaların bereketlendiği,
fabrika bacalarından
zehir değil
ekmek kokusunun çıktığı,
madencinin ocağa girerken
evine döneceğini bildiği
günleri görmek istiyorum.
Annenin
çocuğunun geleceğinden
korkmadığı günleri.
Belki göremem.
Ama yine de istiyorum.
Bir gün
sokaklarda türküler söylenir.
Belki düğünde.
Belki iş çıkışında.
Belki hiçbir sebep yokken.
Bir çocuk gelir yanıma.
Elinde bir papatya.
Soruyor:
“Amca,
dünya güzel mi?”
Ne diyeyim?
“Güzel,” diyorum.
Sonra duruyorum.
“Daha güzel olacak çocuk.
Biz uğraşırsak.”
Başını sallıyor.
Papatyayı bana veriyor.
Ben de alıyorum.
O küçücük eli
bir süre bırakmak istemiyorum.
Çünkü dünya
bize hazır bir yer değil.
Bizden sonra
başkaları da yaşayacak burada.
Çocuklar.
Henüz doğmamış olanlar.
Onlara ne bırakacağız?
Bir avuç toprak mı?
Bir yığın öfke mi?
Yoksa
birbirine selam veren insanların
yaşadığı bir sokak mı?
Bilmiyorum.
Ama ben
ikincisini istemiyorum.
Birbirimizi kırmayalım.
Yıkmayalım.
Yakmayalım.
Birbirimize
biraz insan gibi bakalım.
Bazen bir ekmeği bölerek.
Bazen bir kapıyı açarak.
Bazen de
hiçbir şey söylemeden
yan yana oturarak.
Belki insan dediğin
tam da budur.
Çok büyük laflar değil.
Birinin canını
acıtmadan geçmek bu dünyadan.
Ve mümkünse
arkanda küçük de olsa
bir iyilik bırakmak.
Ben buna inanıyorum.
İnsan dediğin
biraz toprak kokmalı.
Biraz yağmur.
Biraz ekmek.
Biraz da
insan…

Hikmet Metin Çavdar
Kayıt Tarihi : 31.08.2026 10:25:00
Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Şiiri Değerlendir
Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.

Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!