Hüznün makbul meyvesidir kestane
Beğenmez dikenli kabuğunu
Sıyrılırken kozasından hemen büyür burnu
Atar kendini ağaçtan tane tane
'Kestane kabağı'nca yapışır yere
ANILAR...ANILAR...ANILAR...
MUDANYA'DA YAŞANMIŞTIR
KİRAZ NAKILLARI (ÖZENCİK)
ANILAR...ANILAR...ANILAR...
YALOVA'DA YAŞANMIŞTIR
KİRAZ SEFASI, KARAKOL CEFASI
1968 Yılıydı, o sene Yalova'ya taşınmıştık. Yalova o yıllarda adeta cennetten bir köşeydi. Oturduğumuz sekiz daireli apartmanın çoğunda o zaman Gölcük de bulunan, Amerikan üssünde görev yapan Amerikalı subay aileleri oturuyordu. İki dairede de Kara Deniz' li aile vardı. Bir tanesi apartmanın sahibi müteahhit, diğeri de Yalova'da büyük bir konfeksiyon mağazaları olan aileydi. Biz beş kız kardeşi çok sevdiler. En Küçük kardeşim birinci katta oturan ailenin kızıyla çok güzel anlaştılar, İkisi de aynı yaştaydı ve birlikte okula gidiyorlardı.
Yaradan'ın mucizesi
Kainatın bilmecesidir
Gizlidir içinde dölü
Kah yumurta çıkar tavuktan
Birer birer toplanır folluktan
Sürer gider kısır döngü
MUDANYA’DAN MAHZUN BİR KRALİÇE GEÇTİ, BANA GÜLÜMSEYEREK.
1956 yılıydı o gün babam, beni Mudanya iskelesindeki iş yerine götürmüştü. İlkokul ikinci sınıftaydım, sekiz yaşlarındaydım. İran Kralı ve Kraliçesi’nin, deniz yoluyla Mudanya’ya geleceği ve kara yoluyla Bursa’ya geçecekleri haberini, radyodan ajansları dinleyenler bütün kasabaya duyurmuştu.
Okulların sadece büyük sınıfları karşılama törenine götüreceğini, öğretmenimden duyunca çok üzülmüştüm. Ablam, beşinci sınıfta olduğundan kraliçeyi görecek, ben göremeyecektim. Ağlamaya başladım, babam üzüldüğümü görünce anneme seslendi:
“İnci’yi hemen giydir, kraliçeyi o da görsün hanım” deyince annem:
“Ağlama kızım, şimdi baban seni de törene götürecek. Kardeşlerine bakacak kimse olsa bende kraliçeyi görmek isterdim” dediğinde sevincimden ne yapacağımı bilemedim.
Annem, en yeni elbisemi giydirmiş ve saçımı tarayıp her zaman olduğu gibi kolalı kurdelemi başıma takmıştı. Babam elimden tutmuş birlikte iskeleye gitmiştik.
MENEKŞENİN MORU
Mor menekşem durgun musun
Rengin uçmuş solgun musun
Doğru söyle mor menekşem
Vefasıza vurgun musun
Baharın uyanışının müjdesiyle
Mutluluktan yüzü gülüyor
Etekleri zil çalıyordu doğanın
Mart'ı geçmişe uğurlamanın hüznüyle
Nisan'ı karşılama kıvancının
Hemhal olduğu
ANILAR...ANILAR...
YALOVADA YAŞANMIŞTIR
NİŞAN KURABİYELERİ (ARMUT KURABİYELER)
Mudanya'nın yerli halkının kendine özgü adetleri ve gelenekleri vardır. Bunların başında gelenler bayramlarda yapılan PASKALYA Çörekleri ve Nişan merasimi için yapılan NİŞAN Kurabiyesidir.
DİKKAT DİKKAT… 2. BÖLÜM.
SEVGİLİ OKURLARIM, YAŞADIĞIM İNANILMAZ GERÇEK BİR OLAYIN DEVAMI.YENİ OKUYANLAR KONUYU ANLAMAK AÇISINDAN, ÖNCE İLK BÖLÜMÜ OKUSUNLAR LÜTFEN.
MUM ADAĞI (LOĞUSA SULTAN TÜRBESİ)VE BAYRAK ADAĞI( BAYRAKLI BABA)
Hayat insanlar yaşadığı müddet zarfında, yaşamın bedeli olarak hiç beklemediğimiz anlarda, bizlere öyle sürprizler hazırlar ki kimi zaman en mükemmel kimi zaman da en acımasız olayları yaşatır. Bazı mutlulukların yanı sıra, çok acı dersler de verir.
Bu olaylardan biri de benim başıma geldi ve en acı şekilde yaşadım. Daha önce yazdığım birinci bölümde, olayın devamını yazacağıma sizlere söz vermiştim. Sizleri merakta bırakmamak ve okurlarımdan gelen yoğun istek üzerine, gecikmeli olarak yazmaya devam ediyorum.
Eşimin ani vefatından sonra yetmiş günlük kızımla birlikte Van’dan, Yalova’ya baba evine dönmüştüm. Kötü bir rüyada yaşıyor gibiydim, olanlara inanmak istemiyor, kaderime isyan ediyordum. Onulmaz acımı yaşarken babasız çocuk büyütmek bana çok zor geliyor, acıma acı katıyordu. Annem, babam ve kardeşlerim bana her konuda maddi, manevi yardımcı oluyor, beni teselli etmeye çalışıyorlardı. Hiç bir kelimeyle avunacak, teselli olacak durumda değildim.
Sizlere yıllar önce çok sevdiğim, yaşlı bir teyzeden dinlediğim ilginç bir öykü anlatacağım.
Çok eskiden (Arabaların olmadığı, eski Türkçe ve Arapça konuşup yazıldığı yıllarda) bir devlet memuru, görev icabı at sırtında uzak bir kasabaya gitmiş.
Oradaki işlerini bitirdikten sonra kendi memleketine dönmek için atın üzerinde yola koyulmuş. Saatler süren yorucu bir yolculuktan sonra uzakta bir çeşme görmüş. Atını sulamak, dinlendirmek amacıyla atından inmiş. Hem kendi hem de atı sularını içtikten sonra adam dinlenmek için atını ağaca bağlamış. Kendi de ağacın gölgesine oturmuş. Etrafı seyrederken ileride duran bir bez parçası görmüş. Yavaşça gidip bez paçasını eline almış. Ağzı bağlı siyah bir bez torbaymış ve içinde sert bir şey varmış. Adam açıp açmamakta bir müddet tereddüt etmiş; "Herhalde biri unutmuş" diye düşünerek beklemeye başlamış. Torbanın içinde acaba ne var diye çok merak etmiş. Bakmış ki gelen, giden yok, torbayı açmaya başlamış. Bir de ne görsün....Torbanın içinden bir insan kuru kafası ona sırıtıyormuş Birden çok ürkmüş ve korkusundan kuru kafayı elinden yere düşürmüş. Daha sonra acıyıp; "Bari bir yere gömeyim şu garibi" diye düşünmüş. "Bismillahirrahmanirrahim" deyip yavaşça yerden almış, tekrar yüzünü incelemeye başlamış. Dikkatle bakınca kuru kafanın alnında arapça yazılar olduğunu görmüş. Çeşmede güzelce yıkayıp temizlemiş ve okumaya başlamış. Kuru kafanın alın kemiğinde;
"NE İDİM NE OLDUM, DAHA DA NE OLACAĞIM" yazıyormuş. Adamcağız çok şaşırmış kendi kendine ;
"Olacağın kadar olmuşsun daha ne olacaksın?" diye düşünmüş. Başlamış toprağı kazmaya, tam gömeceği sırada aklına bir fikir gelip gömmekten vazgeçmiş: "En iyisi ben bunu götürüp büyük hocalara göstereyim, bakalım onlar ne diyecek " demiş. Kuru kafayı torbasına sokup heybesine yerleştirmiş . Atına binip evinin yolunu tutmuş. Eve gelince hanımı kapıda karşılamış;
"Hoş geldin Bey" deyip elinden torbayı almak istemiş, adam torbayı çekip: " İçinde gizli evraklar var " diyerek karısı korkmasın diye odasına gidip torbayı dolaba kilitlemiş. Her gün odasına gidip kapıyı kilitleyip kuru kafayı inceliyormuş. Aradan günler geçmiş, her gün aynı şeyi yapmaktan kendini alamıyormuş. Karısı bu durumdan şüphelenmeye başlamış. Bir gün adam kapıyı kapatmayı unutmuş, karısı yalın ayak gelip kapı aralığından kocasını gözetlemeye başlamış. Bir de bakmış ki kocası kuru kafayı seyrediyor, okşuyor, evirip çeviriyormuş. Kadın önce; " Bu adam delirdi herhalde " diye düşünmüş.




-
Avni Hanok
-
Avni Hanok
-
Avni Hanok
Tüm YorumlarSaygıdeğer şair kardeşim Adı Mehmet şiirinizi okudum. Sade ve içtenlikle yazılmış. Sizi canı gönülden tebrik ederim. Saygılarımla ömrünüz uzun ve bereketli olsun.
Saygıdeğer şair arkaşım. Herhangi bir zorlama ve gereksiz sanat yapmaya ihtiyaç duymadan ifade ettiğiniz hem sade hem derinlikli şiirlerinizden dolayı tebrik eder saygılar sunarım. Ömrünüz bereketli sanatınız daim olsun.
Saygıdeğer şair arkaşım. Herhangi bir zorlama ve gereksiz sanat yapmaya ihtiyaç duymadan ifade ettiğiniz hem sade hem derinlikli şiirlerinizden dolayı tebrik eder saygılar sunarım. Ömrünüz bereketli sanatınız daim olsun.