Tazemi taze simitleri vardı,
Hep küçük bir sepette taşırdı.
Bir çift ayakkabı içindi herşey,
Okuyup büyük adam olacaktı.
Yorgun simitçi bir çocuk vardı,
Sırası gelince ortaya çıkar,
Beklenen müjdeli haberler,
Unutulmaya yüz tutmuşları,
Garda yatan trenler bekler.
Hazan mevsiminde uçarmış,
Söz ver, sana gelirim de,
Gelmeyeceksen de.
Söz ver, seni üzmem de,
Üzeceksen de.
Söz ver, hiç ayrılmam de,
Ayrılacaksan da.
Gözlerim değer gözlerine,
Nazardan korkar, ayırırım.
Sözlerim dokunur gönlüne,
Üzülmeyesin diye susarım.
Biraz mahçup biraz utangaç,
Gözlerin sevgiyle baktığında,
Kirpiklerin atılan birer oktur.
Bağrımı deler ama hissetmem.
Ayrılırken, yaralı kalp bırakır.
Sarınca kolların beni sıkıca,
Sesler havada yankılanır,
Kulaklarımız duyar,
Fakat yanılır.
Sesler ağzımızdan,
Düşüncesizce çıkar,
Yazarken ulu orta,
Konuşurken utangaç,
Susarken düşünceli,
Severken her şeyinle sev.
Bir sır saklıydı gönül dağında,
En tepesine tırmandım aşkın!
Seni belki orada bulurum diye,
Dağ, karlı, soğuk ve viraneydi.
Sürekli yanan bir ateş vardı, biliyordum.
İçinde yaşam olan her şeyi kuşatan.
Islak saçlarında rüzgarlar sakla,
Değince saçlarının teli açılsın.
Kara günlerine güneşler sakla,
Vurunca gönlünde güller açılsın.
Kış ayazlarına yaz sıcakları sakla,
Sırça köşklerde dolaşma a be gönlüm.
Fakir sofrasına otur da yürekli ol.
Saltanat dediğin bir ömürlük gün,
Hakikat denen dosta bağlan da mutlu ol.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!