Aprin Çor Tigin, Orhun'un sessizliğine ilk dizeyi kazıdığında,
Sözün çivisi saplandı zamanın alnına!
Göktürk alfabesiyle yazılan o ilk mısra, bir kartalın kanadından düşen tüy gibi,
Bin yıl sonra bile titreyen bir şafak oldu
Haritaların çizdiği o kurşuni sınır çizgilerini yırtarcasına geçer şiir,
Bir çöl rüzgârı gibi pasaportsuz ve kimliksiz...
Bulutların ülkesine atlar, denizin diplerinde soluklanır,
Dağların zirvesinde kartallarla dans eder
Bir gece vakti, yıldızların cebine doldurduğu
Kırık dizelerle yola çıktım
Ay, pusulam oldu; gölgeler, yoldaşım.
Her rüya, bir şiirin kapısını araladı sessizce…
Elime kâğıt kalem versen, şiir yazarım ben
Okuma yazma bilmesem de.
Aklımın harfleri sensin çünkü
Ne gerek var, Üniversiteler bitirmeye.
Elime saz verirsen âşık olurum ben
Düştüm bir sevdaya anlatsam mı ki
Anlatsam anlamaz bilmez er kişi
Bu sevdanın hükmü kendinde mi ki
Öyle sanan yardan şikâyetim var
Akşam olunca,
Penceremde biriken bulutları sayıyorum
Her biri, söylenemiş bir sitem.
Çaydanlık homurdanıyor
“Neden hep aynı şeker?”
Artık saatlerimi yalanların kumunda kaybetmiyorum
Kırık camları toplamak yerine,
Yeni bir pencere açtım karanlık duvarıma.
Biliyorum: Zaman, sahtekârların avucunda erirken,
Gerçek, kendi güneşini yaratmalı.
Bir dağ eteğinde açtı gecenin çiçeği
Dikenleri yılların aşındıramadığı bir sır,
Yaprakları dökülen her sonbaharda dirilen.
Sen, saman alevi bir ışıkta saklandın,
Bir sis çöktü yüreğime,
Hangi dağın nefesi bilmeden…
Belki hayat, belki bir çocukluk rüyası,
Belki de kendi gölgem kovaladı beni
Bir gece ansızın girdin hayatıma,
Ellerin sıcaklığıyla ısıttın kışımı.
Gözlerin sadece bakmadı, anladı
Suskunluğumun dilini çözdün,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!