Söyle, gerçekten hiç sevdin mi beni?
Yoksa bir ağacın gölgesini ev sanıp
Güneş çekilince açıkta kalan
O çocuk saflığıma mı güldün içten içe?
Hiç mi sızlamadı için ben sana bakarken?
Yüzümdeki çizgilerde kendi izini ararken,
Bir an bile olsa "iyi ki" dedin mi içinden,
Yoksa çoktan bavulunu toplamış bir misafir gibi
Sadece vaktin dolmasını mı bekledin dizlerimde?
Herkes uyurken şehre yağan o sessiz yağmur,
Benim sana anlatamadığım ne varsa taşırdı sokaklara.
Sen ise sadece ıslanmaktan korkan bir yolcu gibi
Saçak altlarına sığdırdın sana sunduğum koca gökyüzünü.
Şimdi her ıslak kaldırımda aynı soru yankılanıyor:
Söyle, gerçekten hiç sevdin mi beni?
Hatırlar mısın, perdeleri hiç açmazdın evinde,
Işık sızmasın diye değil, sanki dünya dışarıda kalsın diye.
Meğer sen beni de o karanlığın bir parçası yapmışsın.
Gözlerin gözlerime değdiğinde parlayan o şeyi,
Ben aşk sanmışım, sen ise sadece bir anlık bir yansıma.
Yüzümdeki bu kırık tebessüme bakıp da sorma,
Söyle, gerçekten hiç sevdin mi beni?
Zamanı geriye sarmak gibi anlamsız bir çabam yok artık,
Biliyorum, giden trenlerin arkasından el sallanmaz bu şehirde.
Ama insanın içi acıyor işte, o çok sevdiğin şarkı radyoda çalınca,
Sanki o melodiyi ikimiz değil de, sadece ben ezberlemişim gibi.
Mutfakta tek başına demlenen o demliğin buğusunda,
Duvara yansıyan gölgemin yalnızlığında hep aynı şüphe:
Söyle, gerçekten hiç sevdin mi beni?
Birlikte yürüdüğümüz o dar sokakları tek başına adımlarken anladım;
Ben her taşa senin adını fısıldamışım, sen sadece basıp geçmişsin.
Ceketimin cebinde unutulmuş iki eski sinema bileti buldum dün,
Biz o filmi izlerken sen ekrana mı bakıyordun, yoksa gitmek istediğin yerlere mi?
Ben senin yanındayken bile seni özlerken,
Sen benimleyken kimlerin eksikliğini avuçlarında gizliyordun?
Aramızdaki bu uçurumu görmezden gelişime yanıyorum şimdi,
Söyle, gerçekten hiç sevdin mi beni?
Bir şiir yazmak istemezdim aslında sana dair,
Şairlerin o süslü, büyük ve içi boş laflarıyla.
Sadece bilmek isterdim ucuz bir eylül akşamında,
O çayı karşılıklı içerken, gözlerin ellerime kaydığında,
İçinden geçen fırtınada benim de bir payım var mıydı?
Belki de hiç olmadı, belki de ben uydurdum bu koca hikayeyi,
Gözlerindeki o boşluğu, kendi sevgimle doldurmaya çalıştım.
Sustuğun her anı bir asalet sandım, meğer sadece anlatacak bir şeyin yokmuş.
Şimdi cebimde biriken bu ağır dilsizlikle soruyorum yukarılara:
Söyle, gerçekten hiç sevdin mi beni?
Şimdi hangi takvime baksam, koptuğumuz o günü gösteriyor ibreler.
Ben senin için dünyayı karşıma alacak kadar deliyken,
Sen beni tek bir kelimeyle fırtınanın ortasında bırakacak kadar sakindin.
Bu adaletsiz savaştan geriye sadece kırık dökük bir adam kaldı.
Yine de içimdeki o uslanmaz çocuk, hala eski bir resmine bakıp
Sana hitap eden o can yakıcı soruyu fısıldıyor boşluğa:
Söyle, gerçekten hiç sevdin mi beni?
Yoksa sadece rüzgarın savurduğu bir yaprak gibi,
Öylesine mi geçtin hayatımın tam ortasından?
Cevap vermesen de olur, zaten sokaklar da dilsiz artık.
Ben yine de o saniyeyi, beni sevdiğini sandığım o anı,
Cebimde yırtık bir banknot gibi taşıyacağım.
Ve ömrümün sonuna kadar kendime fısıldayacağım:
Söyle, gerçekten hiç sevdin mi beni?
Kayıt Tarihi : 6.07.2026 23:55:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!