Yollar tozlu, menzil uzak, vakit dar...
Herkesin sırtında dilsiz bir küfe, gizli bir efkar.
Kimi ipek taşır içinde, kimi keskin taşlar,
Lakin bilmezler ki ey can;
Herkes kendi ayıbının hamalıdır.
Başkasına uzanan parmaklar mahcup, gözler hep darda,
Gönül kuşu hep başkasının bahçesindeki feryatta.
Oysa insanın en büyük cengi, kendi nefsiyle olandır,
Kendi kuyusunu görmeyen, alemde hep yalandır.
Yorulursun ey yolcu, yabancının noksanını yüklenmekten,
Kendi kamburuna kör kalıp, elin eksiğiyle eğlenmekten.
Dünya bir pazar yeridir, her nefes bir alışveriş,
Kimi kusur satar pazarda, kimi bekler bir derviş.
Lakin güneş batıp da perde kapanınca sükuta,
Seni sadece o ağır heyben taşır o son tabuta.
İçinde sakladığın hırslar, başkasına attığın o taşlar,
Hepsi döner gelir seni vurur, o vakit pişmanlık başlar.
Dur hele yolcu, bir soluklan marifet kapısında,
Önce kendi omuzlarındaki o kibri silkele deryasında.
Başkasına kara çalmak, nefsin en tatlı aşıdır da,
Kendi yüzündeki isi silmek, er kişinin işidir ancak.
Eğer muradın hakikate ermekse, bulmaksa gizli olanı,
Eğer niyetin temizlemekse kalbindeki o yalanı,
Uzağa gitme, başını kalbinin üstüne eğ;
Kusur arayan, evvela kendi heybesine baksın.
Çünkü o heybede ne biriktirdiysen, azığın odur,
Gıybet mi topladın, yoksa bir parça huzur mu?
Yolun sonunda, o tek kişilik dar geçitte,
Seni kurtaracak olan, başkasının hatası değil,
Kendi heybendeki o mahcup dürüstlüktür.
Kayıt Tarihi : 9.05.2026 13:28:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




beğeni ile okudum
dilinize sağlık
TÜM YORUMLAR (1)