9- Ağalamaklı Şarkım Şiiri - Ali Fırat D ...

Ali Fırat Dicle
198

ŞİİR


1

TAKİPÇİ

9- Ağalamaklı Şarkım

9-AĞLAMAKLI ŞARKIM

Temmuz sıcağıyla kavrulan bir gündü…
Girdin hayatıma kızım.
O ilk ağlayışın hâlâ kulaklarımda çınlıyor,
İnce, titrek, dünyanın en saf sesi
Hastane odasında her şey donmuştu sanki.
Beyaz perdeler hafifçe kıpırdıyor,
Neon ışıklar titriyordu tavanda.
Seni ilk kucağıma aldığımda dünya birden küçüldü,
Sadece sen ve ben kaldık o küçücük evrende.
Minicik bedeninin sıcaklığı göğsüme yayılırken,
Gözlerimden sessizce yaşlar süzülüyordu.
O an anladım... ben artık bambaşka bir adamdım.
Sana “Dicle” adını verdim titreyen dudaklarımla.
İçimden taşan, kıyılarını yıkan
Durduramadığım, engin bir sevgi nehri gibi…
Adın bile içimde bir ırmak oldu o günden beri.

Sen büyürken ben de seninle, senin sayende büyüdüm.
Ben sana baba olmayı çabalarken
Sen bana şefkati, sabrı, sevginin en çıplak halini öğrettin.
Küçücük, pamuk gibi ellerinle işaret parmağımı sardığında
O minik parmakların gücüyle kalbim yeniden doğdu.
İlk adımlarını attığında salonumuz titredi sandım,
Her düşüşünde içimde bir yerler kanadı,
Her kalkışında ise gururum gökyüzüne değdi.
Eskiden geceleri ağlamaklı şarkılar dinlerdim.
Loş ışıkta, perdeleri çekip
Sesini iyice kısarak…
İçimdeki yaraları, suskun acıları o şarkılara emanet ederdim.
Dört yaşındaydın bir akşam.
Küçük ayaklarınla yanıma geldin,
Büyük gözlerinle yüzüme baktın ve masumca sordun...
“Baba, neden hep üzgün şarkılar dinliyorsun?”
O an boğazım düğümlendi,
Gözlerim yandı, içimden bir şey sessizce koptu.
O günden sonra şarkıları gizli dinledim,
Kapıyı kapatıp, kulaklığımı takıp,
Senin kalbin kırılmasın diye,
Gözlerinde en ufak bir hüzün gölgesi olmasın diye…
Fakat sen bilmedin ki yavrum,
Sen benim en güzel, en derin şarkım oldun.
Hüzünlü melodiler yerine,
İçinde umut ve gözyaşı karışan,
Hiç susmayan bir beste oldun.

Seninle çocukluğumu ikinci kez, daha güzel yaşadım.
Hiç gitmediğim lunaparklara gittik birlikte,
Renkli ışıklar, dönme dolaplar, pamuk şeker kokusu…
Sen kahkahalar atarken ben içten içe iyileştim.
Hiç bilmediğim çocuk oyunlarını senden öğrendim.
Sen koştukça ben hayata yetişmeye çalıştım,
Sen güldükçe karanlık köşelerim aydınlandı.
Düştüğünde dizlerin kanadığında,
Kalbim bin parçaya bölündü.
Kalktığında ise gözlerim gururla doldu.

Yedi yaşındaydın…
Karneni aldığın o parlak gündü
Giyinmiştin tertemiz, saçların özenle taranmış.
Köye gidecektin.
Kapıda dururken sordum sana, sesim biraz titreyerek...
“Ben burada tek kalacağım kızım… Özleyecek misin beni?”
Daha cümle tamamlanmadan iri gözlerinden yaşlar süzülmeye başladı.
Dudakların büzüldü, küçük omuzların sarsıldı
Ben de hemen o yaşları sildim avuçlarımla,
Kendi gözyaşlarımı ise yutkundum, göstermedim.
O an anladım ki biz aynı kanı, aynı duyguyu taşıyoruz,
Aynı kalpten, aynı derinlikle acıyı da sevgiyi de hissediyoruz.

Şimdi on dört yaşındasın Dicle’m.
Aynı evdeyiz ama aramızda bazen,
Görünmez, ince, soğuk bir sis gibi mesafeler oluşuyor.
Sen odana çekiliyorsun, kulaklığın kulaklarında,
Ben salonda sessizce oturuyorum.
Bu büyümenin sancısı mı?
Yoksa her evlat bir gün kendi yolunu biraz yalnız yürümek zorunda mı kalıyor, bilmiyorum.
Ama şunu en derin yerimden bil ki...
O mesafeler sevgimi asla azaltmıyor.
Seni her yeni haline, her değişimine,
Her suskunluğuna, her gülüşüne şahit oldukça
Seni daha çok, daha yakıcı, daha acıyla seviyorum.

Değişiyorsun…
Saçların uzuyor, bakışların derinleşiyor,
Sesin biraz daha büyüyor,
Kendi dünyanı sessizce kuruyorsun.
Ama benim gözümde hâlâ o hastane odasındaki
Küçücük, kırılgan, kırmızı yüzlü bebeksin.
Hâlâ parmağımı minik yumruğunla sımsıkı tutan o kızsın.
Hâlâ “Baba” dediğinde göğsümde binlerce kelebek uçturan masum sesimsin.

Bazen konuşamıyoruz.
Bazen anlaşamıyoruz.
Bazen uzun uzun susuyoruz.
Ama bil ki ben hep buradayım.
Arkanda değil, yanında değil,
Gerekirse bir adım gerinde, gölgen gibi…
Daima seni kollayan,
Geceleri uykusuz seni düşünen,
Her nefeste adını içinden geçiren,
Seni sevmekten bir an bile vazgeçmeyen bir baba olarak.
Sen benim en güzel hatamsın,
En doğru kararım,
En büyük gururum,
En derin yaram ve en tatlı ilacımsın.
Sen yarım kalan çocukluğum,
Tamamlanan, anlam bulan,
Işıkla dolan hayatımsın.

Ve kızım…
Sen benim en güzel, en derin, en ağlamaklı şarkımsın.
Artık o şarkıda hüzün yok.
Çünkü her dizesinde, her notasında, her nefesinde sen varsın.
Ve sen oldukça,
Bu kalp hiç susmayacak,
Bu sevgi hiç bitmeyecek.
Seni sevmek,
Hayatımın en acı-tatlı,
En anlamlı, en sonsuz şiiri oldu.
Sonsuza dek seninim.
Gözlerinden öperim… Dicle'm

01.05.2026

Ali Fırat Dicle
Kayıt Tarihi : 21.04.2026 15:34:00
Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Şiiri Değerlendir
Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.

Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!