48-GÖLGENİ ÖZLÜYORUM DAĞIM
Babam!
Kelimelerin çıplak ve dürüsttü
Rüzgâra bırakılmış bir yemin gibi.
Gönül aynasına her bakışında
Aynı hakikati görürdün
Ne eksik, ne fazla.
Yüzünde beliren her çizgi,
Kalbinin derin kuyularından
Yukarıya çekilmiş bir sırdı sanki.
Üzüntünü,
Maskelerin soğuk gölgesine bırakmadın hiç,
Acı, yüzünde sessiz bir iz,
Gözlerinde ağır bir akşam gibi durdu.
Ve sevgin…
Dağlardan kopup gelen bir su gibi,
Berrak, duru, engin...
Önüne çıkan her şeyi
İncitmeden, eğip bükmeden
Akıverdi hayata.
Bir bakışın…
Bir tek bakışın yeterdi bazen
Sözler susar, dünya durur
Doğru, sessizce yerini bulurdu.
O bakışta hem bir ordunun cesareti
Hem de bir mert adamın şefkati uyurdu.
Kararlıydın…
Sanki sırtını dağlara değil
Dağlar sana yaslamıştı kendini.
Rüzgâr kopar, geceler çökerdi ağır ağır
Ama senin yolun
Hiçbir karanlığa teslim olmazdı.
Fırtına kopsa bile içinde,
Dışarıya sadece limanının dinginliği sızardı.
O kalabalık evin en küçüğüydün.
Ama yükün…
En eski ağacın kökü kadar derindi.
Herkesin yüzüne bir gülüş koyabilmek için
Kendi yorgunluğunu
Gecenin en kuytu yerine saklardın.
Sen eksildikçe biz tam kalırdık,
Sen sustukça biz hayatı şarkı sanırdık.
Günler olurdu…
Evin kapısı seni beklerdi sessizce
Sen toprağın kokusuna karışmış
Geceyle omuz omuza yürürdün.
Yorgunluğun ekmek kokardı,
Alnındaki ter, soframızın bereketiydi.
Ay ışığı omzuna düşerken
Sanki gökyüzü seni tanırdı.
Yıldızlar sana göz kırpar
Sen de onlarla dertleşirdin usulca.
Kim bilir hangi yıldızı bize ayırdın,
Hangi karanlığı kendin için kararttın?
Ellerin baba…
Toprağın sabrıyla sertleşmiş
Güneşin altında yoğrulmuş
Nasır tutmuş ama merhamet doluydu.
O eller ki, dünyanın bütün yükünü taşır da
Bir evladın başını okşarken pamuktan yumuşak olurdu.
Bir dokunuşun…
İçimde üşüyen ne varsa
Sessizce ısıtırdı.
Hiçbir sözün yapamayacağı kadar derinden
Ruhumdaki kırıkları onarırdı.
Sonra…
Bir gün ansızın
Adı konmuş bir karanlık geldi
Acımasız, aceleci, dur durak bilmeyen.
Ölüm dediğin, kapıyı çalmadan giren o misafir
Aldı seni, sormadan, veda bile etmeden.
Vakit tanımadı
Söz bırakmadı geriye
Ama sen…
Yine kendin gibi kaldın.
Ölümün soğuk nefesine bile
O mağrur bakışınla meydan okudun.
Dimdik…
Sarsılmadan, eğilmeden
Hiç kimseye yük olmadan
Acını bile onurla taşıdın.
Giderken bile ders veriyordun bize,
"İnsan dediğin, veda ederken de vakur olmalı" der gibiydin.
Ne dağıldın
Ne de kimseyi dağıttın
Nasıl yaşadıysan
Öyle uğurladın kendini bu dünyadan.
Ardında ne bir kırık kalp bıraktın,
Ne de gölgesini kirlettiğin bir insan.
Ve ben…
Ben uzaktım sana baba
Mesafelerden değil sadece
Eksik kalmış anlardan uzaktım
Söylenmemiş "seni seviyorum “ardan,
Yarım kalmış sarılmalardan...
Yaklaşamadım…
O ellerine
O nasırlı, hayat kokan ellerine
Son bir kez dokunamadım.
Gurbet sadece şehirlerarası değilmiş baba,
Gurbet, senin olduğun odaya girememekmiş.
Ayaklarına eğilip
Çocukluğum gibi sığınmak isterdim.
Öpmek isterdim o yorgun çizgileri,
Ama yollar bana kapandı,
Zaman, aramıza aşılmaz surlar ördü.
İçimde büyüyen bir boşluk var şimdi
Ucu bucağı olmayan bir kuyu gibi.
Adını koyamıyorum
Ama biliyorum
Bu bir eksiklik değil sadece...
Bu, kökünden koparılmış bir çınarın can çekişmesi.
Bu…
Bir ömür taşınacak bir sızı.
Sana düşen oğulluk borcunu
Eksiksiz ödeyemedim.
Yüreğimdeki o ağır mahcubiyet,
Şimdi en büyük yüküm oldu benim.
Zaman…
Geri dönmüyor baba
Bunu hepimiz çok iyi biliyoruz.
Biliyorum ki toprak aldığını vermez,
Giden geri dönmez.
Ama kalbim…
Hâlâ seni yetişebileceğim bir yerde sanıyor.
Her kapı çalındığında,
Her akşamüstü rüzgârı estiğinde
Sanki içeri girip ceketini asacaksın sanıyorum.
Hiçbir fotoğraf karesinde yan yana olamadık
Ne bir bayram sabahı, ne de sıradan bir gün
Gülüşlerimiz ayrı düşmüş sayfalara
Sanki aynı evde değil de
Aynı hayalin içinde yaşamışız
Oysa ne çok severdik birbirimizi
Sessizce, sakince, eksiltmeden
Senin sevgin herkese yeterdi baba
Ama zaman yetmedi
Anılar birikmedi bir albüm olacak kadar
Bir fotoğrafımız olsaydı keşke
Omzuna yaslanmış halim
Kardeşlerimin kahkahası
Ve sen…
Hepimizi içine alan o büyük kalbinle
Şimdi boş sayfalar var elimde
Ne çevirsem eksik
Ne baksam yarım
Ama biliyorum
Sevgin, fotoğraflara sığmayacak kadar büyüktü
Belki bu yüzden yok fotoğraf karelerimiz
Çünkü biz
Bir çerçeveye sığamayacak kadar
Gerçek ve derindik baba
Belki bilmek istersin…
Ben hâlâ senin yasını tutmadım,
Tutamadım.
Ama bir gün,
Sadece sana ait bir gün olacak.
Zamanın akmadığı,
Dünyanın kapının dışında kaldığı
Tek bir gün…
O gün
Yirmi dört saat boyunca
Sana anlatacağım içimde biriken her şeyi.
Eksik kalan cümleleri,
Boğazımda düğüm olan sessizlikleri…
Bir yer hayal ediyorum,
Ne geçmişin gölgesi var orada
Ne geleceğin telaşı.
Sadece sen ve ben.
Sessizlikte oturalım,
Kelimeler yorulunca bile
Anlaşabilelim.
Ve ben…
Hiç acele etmeden,
Hiçbir şeyi ertelemeden
Sarılacağım sana.
Geç kalmış bütün sevgimi
Bir anda değil,
Yavaş yavaş,
Damla damla
İçine akıtarak vereceğim.
Gözlerimi kapatıyorum şimdi
O anın içindeyim.
Kokunu çekiyorum içime,
Toprak gibi,
Emek gibi,
Baba gibi…
Ve sen…
Hiç gitmemişsin gibi,
Hep oradaymışsın gibi,
Ben sana geç kalmamışım gibi
Bakıyorsun bana.
Belki o gün
İlk kez gerçekten vedalaşacağız.
Ya da
Hiç vedalaşmayacağız.
Sanki hep oradaymışsın gibi
Başımı omzuna koyuyorum.
"Geçti oğlum" deyişini duyuyorum hayalimde,
Fırtınalarım diniyor, denizlerim duruluyor.
Belki o zaman
İçimde yıllardır yanan bu ateş
Biraz olsun küle döner.
Belki o zaman, bu "geç kaldım" sancısı
Yerini huzurlu bir vedaya bırakır.
Gittiğin gün yoktum yanında baba
İçimde hep o eksik cümle
Söylenememiş bir “kal”
Yarım kalmış bir veda gibi duruyor
Oysa hastalandığında yanındaydım
Elini tuttum, gözlerine baktım
Beynindeki o karanlık gölgeyi gösterdiğimde
“Of… Ne çok büyükmüş” demiştin
Sesinde korkudan çok şaşkınlık vardı
Ben sana yalan söyledim baba
“Zarar veren yerde değil” dedim
İnandın bana…
Ben de inanmak istedim
Çok geç kaldık
Zaman bizden hızlıydı
Ne seni kurtarabildik
Ne de o son anı yakalayabildim
Hastane odaları dar geliyordu sana
“Ben burada kalamam” demiştin
“Abdest alamıyorum… Yatağımda olmak istiyorum”
İşte o an anladım
İnsanın en çok ait olduğu yer
Son nefesini vermek istediği yermiş
Seni köyüne götürdüm baba
Toprağının kokusuna
Duvarlarına sinmiş yıllara
Yatağına…
Ve ilk defa yüzünde gerçek bir huzur gördüm
Ağır hastaydın ama
Kalbin hâlâ çocuk gibiydi
Her gelen dosta
Geçmişten bir anı çıkarıp
Gülerek anlatıyordun
Sanki ölüm kapıda değilmiş gibi
Sanki hayat hâlâ uzunmuş gibi
Ben seni izliyordum
Hem mutlu
Hem paramparça
Çünkü biliyordum
En güzel günlerini değil
En güçlü halini değil
En vedalaşan halini yaşıyorduk birlikte
Şimdi düşünüyorum da
Belki de vedamız o günlerdi baba
Her gülüşünde
Her anlattığın hatırada
Her “iyiyim” deyişinde
Sessizce vedalaştık biz
Ama yine de içimde
Hiç dinmeyen bir boşluk var
Çünkü insan
Babasına “hoşça kal” demeden
Tam büyüyemiyor
İki kez denk geldim sana baba…
Her defasında aynı melodi Telefonunda…
Were Cane
Te mın hêşt tû çuy lê lê canê
Ez mam tenê li vî warê
Wek bilbileki birîndarim
Şev û roj li ser te dinalim
Were were lê lê canê
Sebram bê te nayê lê delalê
Derdê dilêmin kes nizane
Ti ji birîna min ra dermanî
Wek penaberek bê war mame
Wek rêwî kî xerîp mame
Ji bo hatina te li ser rêya me
Hêvî dikim tû vegerî li benda teme
Sesli Dinliyordun…
Odanın içinde ağır bir sessizlik vardı
Ne kadar içten
Ne kadar derin bir sızıydı o
Sözleri insanın kalbine değiyor
Ben sadece seni izliyordum.
Gözlerin ıslaktı benim de doldu biran…
Sonra yavaşça çevirdin yüzünü
Pencereye baktın uzun uzun
Sanki dışarıda bir şey yoktu da
İçinde bir yerlere bakıyordun
Müziği kapattın bir birden
Biliyorum dayanamadın
Sanki bir şey koptu içinden
Sonra…
Sadece su istedin benden
Ama o “su”
Bir susuzluğun değil baba
Bir ağırlığın sesiydi
Ben hiçbir şey söylemedim
Sadece baktım sana
Ve o an anladım
İnsan bazen ağlamamak için
Başka şeyler istermiş.
Şimdi ben dinliyorum o ezgiyi
Aynı yerinde durduruyorum
Aynı sessizlikte kalıyorum.
İnan bana baba
Tıpkı senin dinlediğin gibi dinliyorum
Gözlerim dolarak
Ve içimde senin bıraktığın o derin boşlukla
Sen gittin ya baba…
Işığı sönmüş bir ev gibi kaldık geride.
Ama ben Hâlâ senin oğlunum.
Senin adını gururla taşıyan,
Senin gölgende büyüyen o küçük çocuğum.
Ve seni…
Zaman geçtikçe unutmuyorum.
İnsan babasını unutmazmış baba,
Sadece alışırmış yokluğunun her gün yeniden başlamasına.
Aksine, Her gün
Biraz daha derinden
Biraz daha yakıcı
Biraz daha sessiz...
Özlüyorum.
22.06.2025
Kayıt Tarihi : 14.05.2026 11:16:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!