Ağır Bir Ağıt Ve Sessiz Bir Teşekkür

Ali Fırat Dicle
203

ŞİİR


2

TAKİPÇİ

Ağır Bir Ağıt Ve Sessiz Bir Teşekkür

AĞIR BİR AĞIT VE SESSİZ BİR TEŞEKKÜR

Kelimeleri fırtınalı göğe bıraktın babam,
Pas tutmayan bir yemin gibiydi duruşun.
Dünya süslü yalanlarla ayakta dururken,
Sen keskin bir hakikatte kanadın usul usul.
Gönlünün aynasında sahtelik arama hiç,
Ne eksik söyledin, ne fazla bir şey kattın.
Vicdanın ki… Kimsenin oturmadığı,
Güneş vurmuş, bomboş, aydınlık bir ev.

Keder sende diz çöküp yalvarmadı hiç,
Eski bir dağ gibi dik durdu alnında.
Plastik sığınaklara sokmadın hüzünleri,
Maskeler ardında çürümeyi ömür saymadın.
Gözlerin… Akşamın son ışığını sırtlamış,
İki yorgun pencereydi batıma bakan.
O yeraltı suları gibi akan sevgin,
Haritasız taşların arasından sızdı bize
Toprağı incitmeden, dağları devirmeden,
Usulca, bir yaranın kabuk tuttuğu gibi…

Bir bakışın yeterdi senin.
Deniz çekilirdi kıyıdan, gürültü susardı.
Dervişin incinmekten korkan merhametiyle
Bir ordunun sarsılmaz cesareti
Aynı yastıkta uyurdu o bakışta.
Sırtını dağlara dayamadın sen babam,
Yorulmuş dağlar gelip heybetini
Senin kocamış omuzlarına bırakırdı.

Fırtına göğü parçalasa, gece ziftini dökse yollara,
Senin adımların hiçbir karanlıkta eğilmedi.
İçinde yangınlar koptu da dışarıya hep liman oldun.
Hanın en kederli, en küçük evladıydın belki,
Ama sırtındaki yük asırlık çınarın kökleri kadar derin.
Eve bir tutam gülüş bırakmak için her akşam,
Gömdün yorgunluğunu gece kalmış kör kuyulara.
Sen eksildikçe biz tamamlandık,
Sen sustukça biz hayatı sonsuz bir bayram sandık.

Toprak kokardın kapı eşiğinde,
Alnındaki ter sofraya düşen gizli bir duaydı.
O nasırlı, rüzgârla törpülenmiş ellerin…
Toprağın sabrıyla sertleşmiş o ellerin,
Saçımıza değdiğinde kelebek kanadı olurdu.
Söylemeden, nutuk atmadan öğrettin her şeyi,
Çünkü senin ellerin susmuş bir duaydı babam
Sessizce dokunur, ruhun çatlağını sarardı.

Sonra o amansız karanlık dayandı kapıya.
Ölüm ki… Helallik istemez, saat sormaz, veda dinlemez.
Aldı gitti seni biz söze tam başlamadan.
Sen o soğuk misafire bile geri adım atmadın.
Vakur baktın yüzüne, mağrur baktın
Eski bir hırkayı sırtına geçirir gibi taşıdın acıyı.
Devrilen bir çınar değildin sen
Göğü tutan bir sütunun ışığa çekilişiydi gidişin.

Ve ben… Sana hep uzaktım babam.
Haritaların çizdiği yollar yüzünden değil sadece,
Ertelediğim anlar, dilime dolanan o "seni seviyorum"lar,
Ve yarım kalmış sarılmalar yüzünden uzaktım…
Meğer gurbet, şehirler arası mesafe değilmiş
Gurbet, babanın nefes aldığı
O odaya bir daha girememekmiş.

İsterdim ki vurayım başımı dizlerine,
Öpeyim alnındaki cefa çizgilerini birer birer.
Af dileyeyim layık olamadığım her an için…
Ama nehirler tersine akmıyor babam,
Zaman, aynı suyu ikinci kez taşımıyor.
Bir fotoğrafımız bile olmadı yan yana,
Gölgemiz düşmedi aynı kareye.
Ama varsın olmasın.
Sen bir çerçeveye sığacak adam değildin
Ben biraz sana benzediysem eğer,
En sahici fotoğraf odur bu dünyada.

İçimde kapanmamış bir oda var hâlâ.
Bir gün… Saatlerin durduğu o düşsel günde,
Yalnızca ikimiz kalacağız.
Başımı omzuna koyacağım çocukluğumdaki gibi,
Ve rüzgârın arasından fısıldayacaksın biliyorum
"Geçti oğlum… Geçti."

O hastane odasında beynindeki lekeyi gösterdiğimde,
"Of… Ne çok büyükmüş..." deyişin saplandı yüreğime.
Büyük bir yaldı sana söylediğim "Zarar veren yerde değil"
Seni değil, kendi korkumu avuttum belki de.
Sonra dedin ya "Abdest alamıyorum, yatağımda olmak istiyorum..."
Anladım ki insanın son özlemi, ilk evidir.
Götürdüm seni toprağına, hatıraların sindiği o odaya.
Ölüm kapıdaydı ama sen hayata son kez gülüyordun
Herkes neşeni görürken ben arkada kapanan kapının sesini duyuyordum.

Ve o an… Telefonundan yükselen o yanık ezgi
"Te mın hêşt tû çuy lê lê canê..."
Bıçak gibi kesildi odanın havası.
Gözlerin doldu, pencereye döndün yüzünü
Ben gözlerimi kaçırdım, gidesin diye çocukluğuna, yorgunluğuna…
Sonra ansızın kapattın müziği, "Bir bardak su getir" dedin.
Su değildi istediğin babam, biliyorum
Ağlamamak için tutunduğun son daldı o bardak.

Şimdi ne zaman çalsa o türkü, orada takılı kalıyorum.
Sen gittin… Evin ışığı azaldı, rüzgâr soğudu.
Ama adını bir yara, bir emanet, bir gurur gibi taşıyorum.
Özlüyorum gölgeni babam…
Arkamı yasladığım o sarsılmaz dağımı özlüyorum.

22.06.2025

Ali Fırat Dicle
Kayıt Tarihi : 14.05.2026 11:16:00
Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Şiiri Değerlendir
Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.

Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!