Korkuların ortasında devasal yaratıkların cismi ruhanide bıraktıkları izlerin yokluğunda ortaya çıkan,
Seni hiç bırakmayacak, sımsıkı saracak olan,
Korumasına ihtiyaç duyduğun dost ne kadar uzak?
Ne kadar yakın?
Ne kadar hissediyorsun onu?
Ne kadar korkuyorsun?
Umudu seviyorum. En zor günlerde küçük bir umut oldu içimde yanında korkularm. Savaşları... Umutlarım kazandı hep. Seviyorum umudumu. Biliyorum yine kazanacak... Çiçekler öksüz. Olsun sularım ben onları. sabahları okşarım yapraklarını Bak derim biri daha çiçek açmış. Dokunurum yapraklarına, bilirim hissederler. Yalnız bırakmam onları. Sahi aklıma gelmişken biri daha çiçek açmış... :)
En anlamlı aşklar gurbette yaşanır derler. En yoğun duygular birleşirmiş o anlarda. Bedene sığmaz taşarmış.
Gurbet kelime anlamına bakıldığında fazlası ile sade. Ama nasıl bir kelime? İçinde barındırdıkları, çözemediklerim arasında.
Uzaklıkla eşdeğer bir anlam mı güdülüyor özünde.
Kilometreler çoğaldıkça daha mı gurbetleşiyor bulunulan nokta.
Ya da gözümü kapadığım an bulunduğum nokta, gurbette miyim şu an. Kaç ifadesi var acaba gurbet denilenin.
Söz gelimi sana olan gurbetliğim, rüyalarımda o kadar yakınsın ki bana, şuracığımda. Ama rüyalarımın hemen öncesi yorganı kafama geçirdiğim an bir bakmışım yalnızım bir bakmışım düşüncelerimde yaşıyorsun.
Tabi ki bilmezdi sentetik boyayla yapılan çocuğun gözünden akan yaşında sentetik olduğunu.
Kaybolan geçmiş ve geleceğin ressamın iki fırça darbesine bağlı bulunduğunu,
Nereden bilebilsin ki çocuğun, kırılan oyuncağına ağlamadığını, ya da açlığa veya korkudan, yalnızlık belki,
Hiç birine ait değildi gözyaşları
Var olduğunu bile bilmedi o,
Ağladığını göremedi.
Kara çarşafa bürünmüş bir kadındır gece. Somut bir duygu yoktur barındırdığı. Gözle görünen bir yalnızlıktır yaşadığı.
Kadının kadın olduğunu ispatlayan pembe bir nüfus, geceyi ise yalnızlıktır. Kapanmışlıktır firari duygulara.
Gece ve kadın, palyaçonun makyajı aslında büründükleri.
İki korkak ruh, bir birinden ayrılmaz iki ruh ikizi.
Yalnız kendilerinde barınır sırları, iki yorgun beden, kendilerinde yaşadıkları yanında dışarıya gösterdikleri kadar yüzleri.
Dokunabilseydim saçlarına
Karanlığa sığınan her teline
Bir yıldız bağlayıp
Bulutsuz gecelerime salabilseydim
Koklayabilseydim keşke
Bir duvar dibindeyim
Kıvrılmış öylece
Kan revan içinde yüreğim
Sömürüldü her zerrem binlerce kez öldüm..
Öylece kala kaldım.
Kaç memleket terk edilir kavuşulmaza?
Acı için midir terk_i beden?
Nasıl bir terk ediştir ki bu,
Ruhu, sükûta erdireceğine inanıp bir gün alıp pılını pırtını terk ediverirsin bu sırlarla örtülü memleketi.
Yelken açarsın uzak sevdalara.
Ülke ülke kucaklarsın en biçare beden avutuşları.
Acıdan besleniyor insan kimi mazoşist kimi sadist. Kimi severken acı çekmeyi; kimi seviyor acı çektirmeyi. Tercih size kalıyor. Yaşamak gerekse birini tercih sizin. Birinin ucunda yorgunluklar, diğerinde insana gerçek üstü haz veren şehvetli yok edişler. İki tane seçenek işte sunulan, ikisinin de tek buluştuğu nokta yaratılmışların en basit hallerinden var edilmeleri. En hayvani iç beslemeler, hastalık olmaları en gerçek yanları.
Üçüncü bir seçenek daha! Var edilen ama nadiren sunulan…
İnsan olmak. Acı çekmemek, acı çektirmemek. Bu insanın eline en zor geçen seçenek, Ulaşmak için çaba göstermen gereken, fedakârlık isteyen, En zor olan.
Fedakârlık dendiğinde durup düşünmek gerek. Tek taraflı değil de karşılıklı fedakârlıklar ile doğabilecek bir seçenek. İnsanın insani özelliklerinin tamamını barındıran, hırstan, nefretten, kinden uzak olan, klasik tabirle sevgi saygı çerçevesinde olup biten bir seçenek. Zor evet zor iki gönlün bir atması, birbirinin eksiklerini tamamlaması, hayatın yorgunluğunun üzerine bir de birbirine katlanması zor. Yaşadığımız hayatta bu seçeneği yaşamak zor.
Sensiz bir geleceğe araladım perdemi. Soğuktu karanlıktı dışarısı, korkuyordum. Yalnızlık kapladı bedenimi ve kimsesiz bir hıçkırık. Denizi seyrettim uzunca, gözyaşlarım karıştı alabildiğine siyaha. Ay vardı bir yakamozda gördüm silüetini. Işıl ışıldın. Dalgalarla raksına boğuldum uzunca. Kandırdım kendimi, olmadık zamanda gün ışığım saydım.
Seyrettim…
Balıkçı takalarının tamtamları duyuldu uzaktan. Birleştiler ışıkla karanlığın ufuk çizgisinde.
Sana geliyorlardı, alacaklardı seni benden.
Attım kendimi denize, tamtamlara ve korkuma aldırmadan.
Kulaçladım soğuk suları, sana savurdum bitkin bedenimi…
Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!