Birini sevdim vaktiyle.
Tesadüftü, garipti,
Bir otobüs yorgunluğu, yolculuk güncesiydi.
Kim bilir,
Belki hiç olmamıştı. hayal ürünüydü.
Çok yakındı bana.
Yerle gök arasında bir garip sürrealist gerçekteyim,
Adını çağırsam sen oluyorum.
Adımı çağırsan...
Çağırman gerçeğin aynası.
25.07.2008 -18.04
Birilerinin şaşırtma isteği var bu günlerde. Bir yol bitimi son kez kararlar verilir. Son kez ellerin dokunuşundaki coşku, bir yemenideki oya kadar yakışan bir hüznü göstermeme çabası, bir avuç içindeki çizgi gibi yaşananlar, emanetlere eklenenler, bir ağır yol ayrımında sakin, dimdik durmaya çabalayan bir ruh. Birkaç yağmur damlası ve sonrası, ters yönlere adımlanan yol…
Bu sevdaya yakışmıyor ayrılık, hakkını helal et değil bu başlangıcın sonu. Unut beni ne güzel bir kelime, unut da nasıl?
Ortalığa dayanaksız salını verilen kelimeler. Nasıllar cevapsız kalır. Hüzün bastırılmalıdır, bu sevdanın en yakışanı bastırılmalı, gözden, gönülden ırak bırakılmalıdır. Sözler tutulmalı, hakikate varmalı, bir bir susulmalıdır gerçekler.
Bu başlangıcın sonu… Yaşanmalı… Gerçekler…
Asırlık çınar ağacı gibi mağrur, bedene açılan onca yaraya, bereye rağmen dimdik ayakta kalmaya ant içmiş çınar kadar ruh terk etse de yaşanmalı…
Yazsam en uzun şiirim olacaktın.
Sussam gözyaşım.
En olmadık kış güneşinin aldattığı soluk irkintisi gözlerin,
Kayboldum...
24.07.2008 - 06/11
Ne zaman yaşamak sırası gelse, düşler geliyor aklıma. Yaşanılası tüm şeyin olup bittiği yer geliyor. Beklentilerim, istediklerim, en sevdiklerim, imkânsızlarım… Yaşamayı arzuladığım her şey düşlerimde beliriyor.
İşte yaşanılası diyebiliyorum.
Keşke düşlerim bitmese uyanmasam oralarda yaşasam, gerçekle yüzleşmesem. Mutlu olabilsem.
Ölümü öldürmüşler karanlık bir kuytuda.
Yıllar yılları uğurlamış,
..............
Fısıltı görmüş onu uzaktan
Boğazında bir çan
'Vaktiyle birine yarim dedimden ötürü suçlandığımdan beridir nefret ederim m harfinin geçtiği tüm kelimelerden..'
Anamdan doğduğum gün tanıdım aşkı. Seneler önce bir şubat gecesi doğmuşum ben. Yumuk gözler, kırışık sapsarı bir surat. Kilomda epeyce fazlaymış. Anam öyle der. Kokum cennetin kokusuymuş. Uyandığında ilk duyduğu şey kokum olmuş. Koklamış beni, koklamış dakikalarca. Sevmiş beni; insanı acıtan şey sevilir mi? sevmiş O. Sen dokuz ay karnında taşı sonra da sev. Sen ki gece gündüz, her saniye ağrılarla ömrünü bitir. Yiyeme, içeme, uyuyama sonra da sev. Garip olsa gerek diye düşündüm, sevmek çok garip. Onca kilonun altında ezilen ayaklar, gün geliyor vücudu taşıyamaz oluyormuş yorgun düşüyormuş insan. Her şey çok garip diye düşünüyordum.
Anam, “oğlum bilemezsin” dedi “ana olmayan anlayamaz bu duyguyu.” Anlamadım tabi, ama aşk bu her hal dedim aşk denen bu. Ananın çocuğunda cennetin kokusunu duyması, sımsıkı sarılması yavrusuna, tüm kötülüklerden sakınması aşk bu dedim.
İlk anamda tanıştım aşk ile, ben de ona sarıldım. Aşktı ya anam bırakmadım. Bir parçasıydım onun; yüreğinden kopan bir parçası. Taşımaya koyuldum o parçayı.
Başka analarda tanıdım o yolculukta. Bir tanesi vardı daha ömrünün baharında yüreği kan içinde. Havada ateş böcekleri gibi uçuşan mermilerden kızını korurken can vermiş. Siper olmuş yavrucağına. Kanlar içinde vücudu, delik deşik. Kendi hayatını yavrusununkine değişmiş. Canın anlamsızlığını öğrendim aşk karşısında. Bir yaşama değişilen başka bir yaşam. Ölümün sunduğu bir hediye oluvermiş kızının hayatı.
Sonbahar akşamıydı, diğer sonbaharlardan farksız hüzünlü bir akşam. Dışarıda ıslatmayan bir yağmur, insanın içini ısıtan bir rüzgâr vardı.
Kapı açıldı, O belirdi.
Yere kadar uzanan şalı, kırmızı bluzu, siyah eteği ile her akşamkinden farksız oradaydı.
Farklı olan bir şey vardı aslında; göz kapaklarındaki pudra ve yanaklarında ki belirgin makyajı. Ne yaptıysa saklayamadığı bir şey vardı, ağlamıştı, gözlerine oturmuş kan yalanını örtmesine engeldi.
Muhakkak sonu yaşamak ağırdı, ağlaması doğaldı. Yadırgamamıştı bu kızarıklığı.
Her zaman oturdukları masaya oturdular. Birer sigara yaktılar, sonra bir tane daha. Konuşmuyorlardı.
Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!