Tarihten çıkıp da gelmiş gibi çadırlar.
Sağlı sollu ,saf saf dizilir tezgahlar.
Tezgahların üstünde iştahları kabartan,
Sadece parayla alınan
Rengarenk sebzelerin;
Çekici meyvelerin
Pirim, atam!
Geride kalan son varlığım,
Sevgisinden içmeye doyamadığım,
Gölgesinde yaşamaya kanamadığım.
Hayatın ağır yükünü omuzlarında taşıdı yıllar yılı.
Artık seyretmiyorum güneşin doğuşunu,
Beni ilgilendirmiyor hayat dolu oluşu;
Çünkü sen varsın hayatımda,
Geziyorsun damarlarımda.
Güneş gerekmiyor dünyama.
Fazla gelir iki güneş bir dünyaya.
Dünya dönüyor aşkın sarhoşluğundan.
Mevsimler dökülüyor yıllardan
Sana bir an önce kavuşma hasretinden,
Sararan günlerim düşüyor ömrümden.
Penceremden karanlık odama giren ışığım.
Gözlerimi seninle açıyorum güne,
Seninle kapatıyorum geceye.
Bakma böyle göründüğüme.
Seni unuttum zannetme.
Silinmez imzan var her hücremde.
Basılan mühürsün, senle çarpan yüreğime.
Tükenmeyen uçsuz bucaksız sevginle
Çağırıp durdun Kabil’i merhametli sesinle.
Gelsin sığınsın huzur veren serin gölgene,
Barışı ve esenliği keyfince tatsın diye.
Kabil’in
Sen ateş, zaman benzin.
İkiniz,
Başıma Neron mu kesildiniz?
Yaktıkça yakıyorsunuz
Cılızlaşmış yüreğimi,
Senden başkasını görmeyen gözlerimi.
Yıldızlara benzer gözlerin,
Parlak
Ama benden çok uzak.
Ben, düşüncene tutsak.
Sensiz üzgün durur sokak,
Yüreğim korkak mı korkak.
Kara bir çarşaf kaplamış gökyüzünü.
Gece yarısına dönmüş gün yüzü.
Geveze rüzgar ıslık çalmaya başladı dışarıda.
Meydan okurcasına yüce dağlara,sert kayalara;
Göğe yükselen, ruhu alınmış, binalara.
Sevda mıknatısı,
Sana gitme diyemezdim.
Buna ne gücüm
Yeterdi
Ne de isteğim.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!