hüznünde yalancı emarelerin emir suyundayım
sorgusuz, dalgaların aşk köpüklerinde beyazlanır adın
değiştikçe zaman,değişiyorum sularına
heceli uykularda uyarılıyorum hadlerime
aydınlık yarınların yarinde yakılıyor tutkularım
çürük kementlerle örüşük terk edilmişlikleri ilençliyorum
Gözlerin Kevserin gözbebeğinden akar. Bense cennetinden atılmış ,uzaklağında pişmanlığınla arıtılmış kendimle barışık adem’im.
-Kendimi aşıp da geldiğim damlalarında sustum. Vicdanımın aşkısın diye, içsel bombalar taşıdım yüreğimde. Gecelerimi heceleyen sözcüklerde eridim.Acıklı filmlerde ikimiz yerine ağladım. Seninle yaşadıklarımızın benzerini gördüğüm her karede bin kezlere bölündü yüreğim.
-Susuzluktan yanarken sensizlik okyanuslar içti vebalim. Cemaline kavuşmanın kavuştaklarında okudum senli türküleri.
İstanbul çöl, yaşadığımız aynı muhitin tinlerinde yeşerdi hayat.
Seraplara atıldığım hayalinde suçsuz kelebekler uçtu umutlarımın vadisine.
'uzak düşlerin sevgi güneşine ithaf'
Ölümsüz yapraklar dökülür gül ağacından sen ormanına
kurur yaram üstünde yarın senli reçel yapma günü
VARYOK TÖZÜNDE NEFS
Ayrık fikirlerin kuyruğu sıkı düşüncelere kav
Nefs varolmakla gizli bir duyum sancağı
Duyu fillerin mağması
İçsel bir şekle,
(Seviyor, sevmiyor, hep seviyor, çeyrek, tam, külçe seviyor)
mirsi ve onsa altın güleç-1
ki her kıyım beşik olmuştu, bir yaralı ceylana, her kıyımda ölümün ayak izleri vardı geldiğin güne değin, kimi emzirdim..ve kaç hayat kurtardım..bu güne değin..sen ayak basanlardan ilkisin..insanoğlunun..
yüzünü getir öpeyim..çıplaklığını getir örteyim..
bırak ayazlardan soyundurayım seni..
ruhumdan alır..dudaklarım o sımsıcak nefesini..
kıyılarında demir atmış bir kaptan gibi izlerinin zevkindeyim
ifadi emziğini emen bir halin yalındaşıyım
mutluluğun arifine sordu beni ehli keyif
özlerinde tutulan tutkunun çakırkeyfinde yakıldım aşka
sevda yakam bir araya gelmedi huzurun yansıklarında
dilimdeki hicazlardan mecazlar sundum sana
masalımızın mihrinde cemi özne kıldı devrik hıncıma
yalnız bakarken denizim sana dalgalanır
İlimi yürüyüşü senin gözlerinle tanıdım. Kelebeklerin su içtiği nurlu denizlerde, engelleri aşamayan, karanlıkta tütsülerle ağlayan sandalda hayatın kumarını oynayan sevdalılarla dönmeyi düşünen içi parçalı bulutlu bir küreyim.Hiddetle kırılan dalgalarda tan ağarınca dalgalarda görünür gerçeğin dibi, sana gelişimin hızı.
-Kaldırımlarda, yürüyüşünde sesi işlenmiş bir ceylan gibi henüz yeni yazılmış sorular gibi bakıyorsın.
Yürüyorsam seviyorum demek. Adımlarda sensizliğin şifresi atılır.İçimde atılmayan hisler sislere bulaşıyor.
Bu şehir sisli.Bu aşk hisli.Görünene değil,görünmeye görülmek bir soru oluyor.Bir testin ortasında senin sorun çıkıyor.
Belki oluyor,bu soru senin.Ruhunun tümceleri işlenmiş.Yüreğinin şıkları,şıklığın hatta tüm hayat eklenmiş.Kolay bir soru gibi…
Zaten sende öyleydin.Bir yıl boyunca sana çalıştım.Sana gelmek için.Denendim her an.Seviyor gibi sevmen var ya! İşte bu arada umutlandım.Umudun Everest’inde önce özlemine,sonra sevgine,sonra sevdamıza tutundum.Tırmandım hep.
Aynı tsunamilerde yeniden kurtulmak mecnunluğa
Yok olmanın yok olana giden hissi ticaretinde
Sen kim?
Bunu ancak mecnun bilirmiş ama Leyla öldü
Eğer her şey bu kadar aşka kaviyse
Gitsin ve bitsin bulutların buhurla sevdası
Ey Özlem! Gel gayrı yürekten su gibi akarcasına hani o sevdiğim bakışınla
Zayi ilanı veren ruhumun en kesif zamanı
Dağılma dönemi yaşayan artist sevdaşörün son kılıcı kendine saplandı
Sen yaralı ben yara bereli bin parçalı bir çaresizliğin
Gel gayrı bu ayrılık ağıtların tüm sevenlere milli marşı oldu
Gel gayrı sözü bağrıma saplama beni ölümüne bağlama




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!