Bir eee sesiyle başladı başlamalarım
Başlangıcı olmayan bir başlangıcın sonuna
Yaşlılığımı anımsıyorum her an anılarda
Bir saniye önce yeni yaşlandı tüm yaşamalarım
Her şey yaşamayı yaşarken ıslandı,uslandı
- ''İtaat'' yazılı künyelerimizde, ite atılan hasretlerimizin tasması ses çıkarır yalnızlılarda. Oysa duruşlarımıza yakışını biliyoruz. Küllerimizi savurarak, yeni ateşlere sıcak sevda olmak için yeniden kül ya da başkalarına kul olmaya gerek var mı ki gülüm.
Barut olmanın ateşsiz kalakalılmışlığında yaralarım taşlaşırken başka güzellerin ateşi beni yakamıyorken neden yoksun, yoksul özlemlerimde. Masallar anlatıyordum, mağaranda sensizlikle ölüm ölüme gelmelerine güvercin olup beyazlarına yumurtlardım, yetmez ağ örerdim, yar koşularına katılmayasın diye. Daha ötesi Tepegöz olurdum, senli, sensiz her şeyi yiyen uzak bir yardım. Derdimin hiçbir yerine bir şey batmayan hüzünlü bir tepegöz. Afacan bir Boğaçhan’ın teneke sevgilerle bir gün yaramın bir yerine gelmeyiş bıçağını saplarsa belki aşkımızın acımasız tepegözü olmaktan kaçarım neşelerin şekvası…
İsimlerimizin aktığı, kızıl bir nehirde,çiçekli yastığını yıkıyorum.Nefeslerimize şahit olan,sarılışlarımızın şahidi,aşkımızın ahdi olan çiçek desenli,sen desenli çarşaf da örtmüyor yakarışlarımızı. Yakamozlarını görebildim, nemli gözlerinle.Med-Cezirlerimde mavi tutkularımın dalgalanışı daha izlemedin.Dalgalarımız kırılmadı ölü denizlerde,boğulma tehlikesi geçirmedi ali cenap buluşmalarımız.Oysa,ne çok ağladık çöllerde.Gözyaşlarımız serap olurdu,sessizce akardık,kuytu kaçınılmazlara. Yabancılaşma sevilerindeydi nakışlanışımız.
Birikmiş tuzlu suların en dibinde ruhlarımızın kirlenmişliğini yıkamak gerek.Aynı derdi,aynı deterjan temizlemez ki…Herkesin derdi kendine göre kirli…Sessiz hıçkırıklarını da katmalıyız son yaramızın kirlettiği sevda gömleğini yıkamaya.
Sonra susalım…
kem gözlerin gam arınmasında aktı cemalin
öfkenin uzun saçlarını taradı ilgisizlik
bitişin can kırıklarında belirdi sonsuzluk
hangi güzelin yüz haritasında sevdaya şehir olsam
sevi başkentliğin can kırıkları ağlar içimde
Ankara üşür, İstanbul solar, El’aziz ağlar
*
bu -aşk bir Yap-boz ya,
hadi gel; hadi git, hadi ağla, hadi ağlat
tutkuya sığınışımın cemalisin aşk yansırken ruhsal tuvalimde
sevginin tonuna başlayan dağılışımın dirhemisin sözlerimde
azametin nidalarında durulanır sessizliğim
sevmenin sığlığında çakralarımı ütüler gerçeğin
sevmek farzdır seninle…
Umudun omurgasından bekleyişler derledim
Gelmenin çatısına yuva yaptın leylinin leyleği
Bahar gelmiş, laleler açılmış ela gözlerin hala yok
Özlemine gelincikler açar, kuşlar yuva yapar
sevgim verir mola azim beni taşır aşka
sağır kırılışların kulağında bağırdım
23.23. 2011
Yine gösteriminde senli bir film , yine damlaların gişe rekoru kırdığı can kırıkları festivali, yine ben yine sen..
-En talihsiz metrekarelerinde karelerini aşka sunan bahtının nadaslarındayım.
Bir adım hizana yazılmıştır.
yüreğimde yaralı kumrunun rumisiyim
morfinli kalakalışların ummi ermesiyim
nasırlı imkansızlıkların sızılı çeşnisiyim
eskimez aşkların, aşk ummanıyım
akıyorum sana
faili meçhul vuslatların vanası dayanmaz sensizliğime
Güveniyordu herkese o genc kiz
Herseyi cok seviyordu
Dünyaya toz pembe bakiyordu
Yüzünden gülücükler hic eksilmiyordu
Hep gülüyordu cok mutluydu genc kiz
Kendi dünyasinda yasiyordu
23.23.2010 ..
Bir gün karşılaşırsak yanında bir adam elinde bir çocuk. Beni görmemiş gibi yap, ben ölmemiş gibi yapacağım.. La Edri
Yakın bir yaraya tekabül etmese de temellerin duruşmasında beni alıp götüren nazarların var.
-Vakit almamış mazilerinde kaldım. Kalışıma ağıtlar yakmak ister misin?




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!