' bir aşığı ölümcül kılan tümceye ithaf'
Alınmazdım sere serpe hislerin kaçışlarında karakış olmasına.
Her yüklemin hesabında özne olarak gittiğim kaçışların kaç milimindeyim.Mil tutmuş avestalarımda zinde ile zevke dairler çizeriz.
Azılmışlığın gergefinde gereksiz sözceler kadar morel bozukluğunu lüplüyor tavırlarım
Gömütlük pişmanlıklarımı sırrıma ve sırtıma alıp geldim kapına.Kapı ile yuttuğum hap arasında biraz iyileşme sürüncesindeyim
Yaşanmamış yaşamarasında yaşlandı yaş’larım bu yaşımda
Kurularım kurulandı kumrularım duygu kurumlarında
Şimdi olmazların oğulları olsa da olurlara mühür basıyor
Bu da benzemezlerime Buda olup kalakalıyor erkimin ininde
Yoksul tümceler pazarlanıyor isyanlarımın sisliğinde
Aç açlar uluyor açlıklarımın acılarında eğri acılarla
Gönül penceresini örttüğümde duyguların serçesi geldi can çerçeveme.
Serçe:
…Canan nerde? Neden pencereni kapattığın gönülde onun üstünü örttün. Bu sevdanın kaç damlası var. Kaç damlada hüzne teslim edilmiş anlarınız, can kırıklarınız var. Hangi arayışın, hangi aranışın, hangi zekanın tortularından çekip sevmeye geldiniz.Olmak ile sevmenin ikileminde olumluluk atlasında renklerinizle, renkli dünyanız nerede?
-Bu tutkuların babası gün’eşini seherlerinize yolladı mı? Ben gibi serilmiş umutlarınız ya da kanatlarınız var mı?
-Olumlaşma çizginiz nerede?
Şımartma şu savaşları ölüm
Ciddiyete uğur eyle şu uykulu hayatı ölüm
Önüm ölüme giden sakıncalı dipnotlarla dolu
Perakende ve toptan satışlara başlasın yaşam
Ve yaşamadıklarımızı ucuza alsın gelecek
Teknoloji ise kıvırtsın durmadan hep yenilere
Yokluğunun sonsuzluğun okyanusunda uslarımı yıkadı. Karmaşık zihniyetlerden arındım.Algının son aynasında sol yanımdan temize çekilen aşkın şimdi sılasını doldurur.
Bağlanış halatlarımın düğümlerine düğünlerin resmi işlendi.İşvelerin ders oldu uzak kaldığın her güne.
-Aşka yağarken yağmur, yerden, başka yarden önce nadas ve kavlı yüreğime düştü.
-Islandım Mislina.
Vakitsiz gelen bir bülbülün ihanet gagasında bestelenmiş git redifli gazellerim yok.
imkansız gidişler senin frekansından beni çalıyor
yaşam çarklarının çarmıhında yalnızlığın bebeği oluyorum
“isa “ beni vaftiz ediyor yüreğimin tur dağında musa ile
suskunluğun yakıyor gidişleri
git diyor gitmeler demek
demek gitmek de yaşammış yeni anladık
-Sana d’okunmanın son sayfasındayım. Son cümlene kadar geldim; ancak yüklemin yoktu yüreğimde. Öznen olarak sözsüz filmler çeviriyordum.
Susturucu olmayan hasret volkanlarım vardı.
-Tane tane bir tane olmana ısınsı, ışınsı, işinsi, içtensi haller sunuyordu.
-İklimine kadar değişik mevsimlerin tutarsızlığını ıslatıyordu maziden damlayan damlalar.
*Bir yarin gözlerinde kalmış acılar vardı sankilerimde. Keşkeler ekmeğimin üstüne yağ sürülmüş, aman vermeden ama demeden yemeye çalışıyorum.
-Sen hangi kimin komşususun? Nasıl geldin sevda otağıma.Oysa çeperlerim vardı.
Beklemenin heybesinde oyulmuş doymamış binlerce öç çocuğun küskünlüğü vardı. Kırmızı hesaplar renksiz hayıfların buzlu esimlerine esintilerini ekliyor. İnatlarımızın eşeğinden düştük bir kere. Keçiler in yemini gibi değildi gidişin. Tavşan sevdası da değildi bizim ki…Ki tavşanlar on beş günde bir yavrulardı.Aylar oldu ay bakışından beyazlar yansımıyor
Bu canhıraş evrimleşmelerde aşk arılarının baharla dansı gibi geliyorum sana. Binlerce karınca aşk asfaltında ezilse de sürekli taşıdıkları mutluluk aynasından sana taranıyor yaralarım.Kıştan kalma kurumuş gül kokulu yaralarım var.Gizemini gözleyen destansı yunusun güvertesinden mavi bebekler olurdu sulara ve aşklara.
Aşkın için virgül gibi eğildim büklüm büklüm
Sense nokta koydun sevdama yüklüm yüklüm
Üç noktalı aşklar diledim aşk dilencisi gibi sana
Off ya offf ünlemlere sığındım
Oflar ufaladı yüreğimi
Gel beni al tırnak arasına özelce güzelce
Nürdesin Bennara
kuşkunun fıskiyesinde ıslanıyor sevilerim
sözsüz namluların vuruyor bahtımı
yara üstüne bir yar yarası beliriyor




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!