Hasrına hüzzamlar ekleyen devrik bir ayrılığın kafında
Bütün yüzlerde o bildik hayıfların suskunluğu
mültecisiyim gitmelerin en bilenmeyenlerine
Gelişler tek günahım ve ilk ahım
Tedirgin bir bekleyişin hininde vuruldum arzu ötre arzulara
Şavkına salya salan anlık heveslerin fiğ kavisiyim
Erişimi kolay bir bloğun ana sayfası gibi aşk yüzün aksın
Dijital devrimin can gülüsün, sevgin aksın film arası hayata
Bilimsel oyunlarımız olsun, bilge ben, Leyla sen
Yüreğimin trafiği aksıyor
Kendi yazıp oynadığım son oynun galası gibi özel olsun gelişin
Dijital kitabımın her sözcüğü gibi okunsun sevdan
Sükunet telkin ediyor suçsuzlar sessizliğine
Geri geri gidiyor artık amaçların karanlığı
İçimin evren kadar boşluğu hoşluğu çölleşiyor
Devrik arzular ruhumun tüm okyanuslarını çoşturuyor
Esrik sistemin sarhoşluğundan buzullar ürüyor üreğimde
masum sorularımı cevapsız bırakan sülük efendi
Soy tenini saran benim aldığım çiçekli pazinlerden.Yırtmaçlı bir eteğin belki yok ,o yüzden yırtık dağ eteklerinde yalnızım. Çıkar matem elbiseni, mavi uzaklardan sonra başlayan gri özlemlere.
Çık çırıl-çıplak araların arasına başka çıplak tenleri tanımayı zorlama.Yaşamın durularında durulansın tavırların.Beni kapsam alanına al.Yeni baz istasyonumdan olmalı ki her yerde çekiliyorsun.Sesin yok, sessizliğin var, geçmişin var.Yaşattıklarınla iletişim kuruyorum.
-Senin suçun var mıydı ki…Bırak gidişler utansın çıplak ihanetlerimden.
-Maskeler madalya olmuş bir işlenen hatanın paydası senken. Tüm zamansız kelimeleri, gitmelerin yüklemeni vurgulanan öğe yapma.Böyle dil bilgisi konularında cilveler yapma.Edebiyatçıyız diye sevda çerçilerin de anlayacağı aşk diliyle konuş biraz.
-Evet, sözcükler benliği kirletmesin,temizlik yürek işi,aşk temizliği yüreği de aşar.
Ben sözlerin büyücüsüyüm.İksirimden bir kez iştin ömrüme misafir oldun.
Sevmediklerin kendini doğrulayacak
bir
felsefe hoşluğunda
yıkılmaayan ve senin aştığın kale
gecenin bittigi noktada hayata bu denli yenik,
bu denli güçsüz bu denli savunmasız
korunaksızken yeni bir gitmekala sıgınamam..
özlenen bir kelebeğin güneşe kaçışı gibi
sığınsam bile sığamam bu derbederlikle
Feleğin altın güleçleri ruhumun babil asmalarına aslı'dan asilken
Adın gönlümün dehlizlerine saklanan gizemli bir gelecek gibi akar
Tutkuların firari kaçak olsunlar sarı gül ile diken arasında aklanayım sana
Fırtınalar kişiliklerine inat,yüreğimden kopan seni uçurur çölüme
Masalın Nazlı saraylarda gelişlerime taç mahal haller sunan giz
Adın Yüreğinin üstüne buluşmanın şerbetini döktüm döküldü dünyam
gördüğüm yüzü sevdim yüzün nesim-i yüz mü
yazıştığım yüreği sevdim yüreğin zindi-i yürek mi
sevmek bana göre değil ben sevmem
ben sevmeden öte ben sevenin sevileni
her sevişte bir diriliş varken sevmek
ölüm acizlere mecnunlara yakışır
Bir fayın orta yerinde oyunlar oynardı hayat. En yüce dileklerine murat aradı.Bir düşün kıyılarına kurdum İnegöl’ümü.İnmeyen acılarına belkiler ekti çocuk düşlerinden.
Rengârenk çiçekler ekti mutluluklara,büyüyen bir umut kadardı yüreği.Paris’te yaşayan sosyal bir ailenin dört kardeşten en küçük kızdı Mihrinaz..Ay sancılı,an yaralı,günler kendi kanında akıyor gibiydi.Babasının yeni aldığı Jiple İnegöl’e dedesine geldiler.
Bir ışıltıyla göz kırptı, mutluluk, hayat kendi eksininde dönüyor, her şey güzel,yaşamak kendi vatanında biraz tatlı oluyormuş. Mihrinaz henüz on bir yaşında.Gözlerinden acılı bir gelecek güneşleniyordu sanki.
Gündüz üç kardeşi ve annesiyle birlikte sahilde yüzdüler, güneşlendiler.Kumdan oyunlar oynadılar.Erkek kardeşi Bilal,kumdan 5 kişi yapmıştı.Sahilde herkes müze gibi onun yaptığı kum adamları görmeye geliyordu. Bilal,bir an kendisini mimar sandı.Paris’te çok Türkçe konuşamadıkların kıt Türkçesiyle bir şeyler anlatmaya çalışıyordu.Gündü,kum kale ve kum adamlarının yanında uyumaya başladı. Uzaklardan bir dalga özlem olup haykırdı, ansızın gürledi.
Her yer bu çılgın dalganın esiri olmuş,ne şezlong kaldı, ne havlular, dahası sahil sahil olmaktan çıkmıştı.Yaşlılar hayret içinde kalmışlardı.Bu şimdiye kadar görülen en büyük dalgaydı.Herkes,şaşkın,herkes kendini kurtarma telaşında.Bilal yaptığı kumdan kalenin arkasında ,kaleyi kuruyan 5 adamıyla uyuyordu.Annesi telaşla onu arıyor.Bilal yoktu.
Zaten dalga her yeri yağmalamış,acıların posta kutusunu bırakıp gitmişti.Kimse bunun farkında değildi.Bilal dokuz yaşında ve haber alınmıyor.Annesi,bütün çığlıyla ağlıyor.
sensizliğe sığınmak için açtığım sarkıt –dikit mağarasında
eriyen bir geleceğin sözleri var
kutsi güvercinler beni kurur sensizlikten
katlanmaz halime yumurta yapar umudun
kaçmak istedim yara mağaramdan
müşrik güzeller arzunun tan şanında vurdular




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!