Yitirilmişliğin yetim sevgisiyim
Biraz özünden aşk diledim,sen ile ben parasızlığında
sandığımda çıkardım bütün sandıklarımı
Vakti çoktan geçmiş pişmanlıkların zam parasıyım
hangi güzelin ruh bankasına gitsem
Benden sonsuz sevgilerin faizini istediler
En yeni şeyim en yenidir.
Ruhum temizse temiz ben temizim der
Nefsim hayvan hayvanlıktan öte insan üstüyüm biraz
Benden kovuldum bana doğru ruhumun yıldırımlarıyla
En büyük kuvvetim kötülük çuşnimden
Hayatın boşluğuna akıyor üzümün çeşmesi
intizarı bileyen algının bülbülüyüm
hercai zamanların çalgısında okunan yaralanışın mecaliyim
kendine giden tutsakların tutkusunda sevilenlerin gün’eşiyim
özleyiş tufanına katılan katran gecelerin ay şavkıyım
serzeniş volkanını besleyen senli bir günlerin her günüyüm
beden dilinde ben yoklaması yapan hüzün hovardasıyım
-Ömrümün en meşakkatli yarasına tanıştıran güzel.Kabuklarım meyvelerin kabuğuna benzemiyor. Yar kabuğuyla yer kabuğu arasında benzer diller var.
İki damla yaş ile iki dünyamı ıslattın. Gözlerinde akan misk –i amber mi?
-Neden ab-aşkım ıslasıl?
-Gözpınarlarından söz dağarcığıma inen bu nemli geçmişin hüzün hazinesiyim.Gamlarımı taşıyan algı gemisinin Hayrettin Paşasıyım.
-Akdeniz’in ahdeniz olalı fethi zor sevdalardayım. Cezayir gibi değil uzak kalışın.Cebilatarık’a kadar uzandı kader çizgim.
-Damlalarınla, hazan denizim karışmıyor.Karışmıyorsun mistik yanlarıma. Menkıbelerin okunuyor isimsiz dehlizlerimde.
23.23. 2010
-Gözlerime geldin.
baktın bahtının dünyasına. Sonsuzluğu görmeye gelmiştin.Gözbebeklerimin sayfasında onsuzluğu gördün.
ruhun meltemlerinde bir İzmir gecesi
konakta yaşayan duygum
yüreğinde siperinde salınan bir dilek
ve beddualarını bana sunan sündüs
kaybolduğum arzu şehrindeyim
rıhtıma giden her güzellikte
Hoyrat bir yüreğin en anılır magmasında
ruhumda uçan kuşlar
Gözlerine giz kalkışlarda
sana varmanın çetelesinden ve belasından
tutulmalarına zedelenmiş her şeyi
Ya Sonra… Ya giderken, hiç düşünmedin mi bunca şehri, bunca yüzü, bunca ayrılanın, bunca kavuşamayanın yükü nasıl kaldıracak bu seni seven, bu seni yüreğine başkent eden adamı düşünmedin mi ?
-İstanbul surları gibi virane bıraktın beni? Öyle yıkık, öyle tarihi kokan bir kalp bıraktın.Ata yadigarı, tarihi dokusu, kokusu olan bir sevda bıraktın.Çok viran oldu yüreğim.Yedikule zindanlarını kaldır yüreğimden. Her sur, sırrını saklıyor.Viranlarını onarmakla başlamak zorundayım.Eskimez, tarih dokusu olan sevdasın.Bütün büyük aşkların eşkalisin bitmezliğin bundan.
-İçimdeki sen surlarını yıkmak istedim.İstanbul’un surları gibi, yarım kalmışsın bir o kadar viran bırakmışsın.
-Hani bu surlar ne işe yarar ki? Tinerci barınağı, cinayetlerin, berduşların ocağı …gibi düşünen, gereksiz görenler gibi.Surlar , İstanbul’un tarihi siluetidir, sırrıdır, aşkıdır diyenlerdeniz biz.
-Bana da başka kız mı yok diyenlere de cevabımdır.Viran olsa da gitsen de bu benim sevdam, bu benim yüreğimin yapıtı, bu sevdamın tarihi dokusudur.Başka sur mu yok, başka şehir mi yok, başka dünya mı yok. Vardır elbet.Egomun, bilincimin, bilinçaltımın, içimdeki çocuğun, ruhumun, tutkularımın, beynimin, yüreğimin özel harcıyla yapılmış, muazzam, bir o kadar muammalı sevi ummanımın surlarısın Yazgım.
'O kendini biliyora ithaf'
Sezen Aksu ile Aşkın Tera_pi hali-13
küçüğüm daha çok küçüğüm
Suyla içim arasında berrakların var
Sensizlik kâğıt bensizlik kalem
Yazılıyor yalnızlık seni içiyorum sudan önce
suyu içiyorum sudan sonra
Sevgin akardı dudaklarımız ödevini yaparken
Şimdi durgun suskun kirli suların adı bile değiliz




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!