Beşiktaş’ın ara sokaklarında geçirdim çocukluğumu, arnavutkaldırımlarda, o siyah katran yollarda oynardık bir avuç çocukla. Kimisi esmer, kimisi beyaz, sarıydı bazılarımız; tırnak altlarımız kirli, kimi gözler çapaklıydı… Nasıldı açtı kanatlarını yıllar, uzadıkça uzadı bu yollar, her kavşakta eksildik, kimbilir nerdedir şimdi o çocuklar… Artık açmak zorundaydım gözlerimi ne kadar istemesem de, yoksa gecikecektim şu kara demirden yılana. Kalkarken trenim istasyonundan yaşlı bir homurtu ile anladım tekrar nereye gittiğimi. Memleketin ortasına, bozkırına yazmıştı kaderin kalemi beni, e bize de onu yaşamak düşer, haksız mıyım? Bir gidip de bakayım kimlermiş bu vatanın bağrında ekmek arayan…
Vardım tepelerden inince geleceğim köye,
Batan güneş yalamış çayırlarını.
Bir sevda büyüttüm içimde sessizce,
Her gece yıldızlara anlattım gizlice.
Adını koydum her duama,
Sustum herkese… konuştum sana.
Doğarken gece başucumda,
Güneş kanarken karnında...
Bir ateş yandı ufukta;
Kızıl, ama bir o kadar mor.
Sarılar içinde bir ağustos böceği,
Şimdi bir ayrı ağustos güneşi üstümde,
Sanki yakarcasına küfürler savurur göğe.
Derdi nedir bilemem, gözlerimi gezdiremem,
Belki uzaklarda bir gelincik açmıştır diye...
Beyaz tenin üzerinde
hiçbir engel ve duvar yokken
yeşillerden örülmüş çarşaf üstünde
apaçık görsem can evini
Dokunmadan ısınla tutuşsam
kızıl yırtarken ufku
demirden atlarla yola çıktık
senden uzaklara, mavilere sürüyorum
içimde bir seher burukluğu ile
Ey koca şehir, yaşlısın;
Meğer grilerinde neler saklamışsın.
Bir çiçek koparmışsın,
Benden saklayacağını sanmışsın.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!