"Hayat yaşamaya değer" deniyor hep, sanki başka seçeneğimiz varmış gibi.
"Hayat güzeldir" de diyoruz bazı bazı, sıkça "kıymetini bilmek lazım" filan da diyoruz üstüne, kaymaklısından; iyi de hiçbir şey bilerek gelmiyoruz ki dünyaya; burada doğurulup yaşamaya mahkum bırakıldığımız için "aslında fena da değilmiş hani, bir daha, hatta bir kaç kere değil, devamlı gelelim" deme seçeneğimiz ise hiç olmadığına göre, böylesi düz taban cümleler kurmanın da bir manası yoktur kanımca.
Yaşama delicesine bağlı olmaya, bağlı kılınmaya çabalatan albenili, süslü püslü ya da tumturaklı sözcüklere hiç mi hiç lüzum yok kısaca.
Giderek daralıyor çember. Köşeye sıkıştım çaresiz. Yaşama iç güdüsünden başka bir dürtü değil beni ayakta durmaya zorlayan. Geri dönüp - hayır - kafam basmıyor zekama yenik durumda zekam. Çekip çıkartamıyor çekip çıkarttığını da gömüyor tekrar toprağa. Basit bir çözüm uyduramıyor.
Aletlerimiz makas bıçak balta kama testere hepsi kesip doğramaya biçip parçalayıp ayırmaya yarayanlar. İğne yok iplik yok tığ şiş yok örmek dikmek yok hep sökülüş var hep yırtılış.
Yeni birşeyler öğrenmeliyim hep. Yeni bir şeyler öğrenmeli durmadan yeni bir şeyler öğrenmeliyim. Öğrenmeli öğrenmeli öğrenmeli A-B-C-D-E-F- (Ç) - Büyü - yap - mayı da. Entrika üretmeyi -de- sürükleyiciliği de -
"Şimdi derin bir aksiseda gibi uzayan bir ses odaya yayılıyor."
N. Hikmet Ran
*
Çaktırma
Bir tutam zehir
ve zemberek
olduydu alışkanlık.
Nedâmet türküsünü yaktılar da
ümmeti Müslüman’a, Kayısı çekirdeğimsi
Hayatım boyunca şu an olduğum yerde olabilmek için çalıştım; peki şimdi olmayacaksa ne zaman?
Değişmesini istemediğim tek şey -dayanışma olmaksızın- dayanaksız -bastonsuz- değneksiz - dimdik - yalnız evet tek başıma -korunaksız- kanıtlamalıyım kendimi. Ben başarmalıyım anlıyor musun bunu, tek başıma başarmalıyım.
Elimizde Şimdi Burda; Ve bir tek bu enstürmanımız var. Ve bunu çok iyi çalmamız gerek.
Etkin ve yetkin bir takım ağızlar olmalıydı
Konuşan fısıldayan onu buna anlatan
Gösteren bunu şuna işaret eden
Hikâyeleştiren ağızlar
Olay buradan başlıyor…
Şehrin batı yakasını yürüdüm...
İki mahalle çocuğu tarafından ilgiyle karşılandım. Biri "Siz turist misiniz" diye sordu, o denli yabancıydım demek -"hayır, öyle mi... öyle bir halim mi var" diye yanıtladım bir çırpıda kaçar gibi... İkincisi de "Nereyi aradınız" diye sorunca eski bir binanın önündeyken, "bakıyorum işte" dedim 'öyle' sadece. "Eski mahalleye mi" dedi, "eski mi? ne kadar eski? " diye soruverdim. "O.. ooo! çoook! Büyük babamın babası tarafından 900 sene evvel kurulmuş bu mahalle! " dedi sırıtarak. Mahallenin köşesindeki bakkal amca'sına bakarak "biraz abarttım ama olsun" diye pekiştirdi sırıtışını. Çocuğun bu beklenmedik yakınlığı ve hazır cevaplılığı bakkal amcanın onu fırçalamasına sebep olacaktı ki az kalsın, bakkal bi bana bi ona bakıp "sen nasıl bir çocuk oldun" der demez vınn! kayboldu hemen.
"Sen nasıl bir çocuk oldun? "
Bu yaşıma kadar hiç böyle bi tempoda savaşmadım. Hıh!
Aa ama zorunda da kalmamıştım, o yüzden
Ne güzel bi amaç barındı bu bünyede,
Ne özel çok büyük hırslar bürüdü içimi savaşmak için




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!