Çocuk ruhumun o haylaz çoskusunu istiyorum. Öyle yoruldum ki sen olgunsun sen güçlüsün demelerinden. Yüreğimde yaprak kımıldamıyor, aynalarda solgun bezgin bir ben, kafam dağınık olunca hiçbir şeyi toparlayamıyorum. Bedenden çok beynimin yorgunluğu var. Yüreğim bu hüzün gelgitinden mağdur, bir yerlere sıkışmış küçük kız çocuğu var içimde. Yaşama sevincim benim nerdesin? Nerde...
Ne zaman güleceksin be kadın?
Gülüşünü gökyüzüne asarak, dilsiz yüreğini neşeye boğarak, bir kez olsun kelebek kanatlarındaki narin naif duygularla uçarak ne zaman güleceksin be kadın?
Gözlerinin buğusunda sevdanın gölgesi. Derin derin susarak dalıp gitmelerden ne zaman döneceksin...
Bir adam lacivert düşlerde.
Bir kadın kırmızı gülüşlerde.
Karşılaşıyorlar bakışları birbirine değmeden,
Ruhları aynı nihavent şarkıyı söylerken
Geçtim aynanın karşısına, baktım yüzümdeki çizgilere. Geçip giden yılları gördüm. En çokta suskun yüreğimi, çocuk yüreğimi, düş bahçesinde umutlar satın alırken...
İnsan hiç kendine ağlar mı? En çokta kendine ağlarmış bunu da öğrendim...
Bazı insanlar aklın ve duygunun gelgitinde kalırlar, en çok acıyı da onlar çeker. Hata yapmaktan korktukları için yaşanmamışlıklar biriktirirler. Sanki hiç hata yapmaya hakları yokmuş gibi mantık çerçevesinde düşünürler. Sorumluluk bilinci okadar yüklenmiştirki omuzlarına kendine karşı dürstlükleri bile yeter kendini yargılamaya ve belki iyi insan doğru insan (kime göre neye göre oda muamma) mükemmel insan kusursuz ama mutsuz insan oluverirler ve gitgide dengeleri bozulur içten içe isyan ederler ve tükenirler herkesin yükünü almaktan herkesi anlamaya çalışmaktan bitap düşseler de şikayet etmezler kendini hiç düşünmezler.
Olgunlukları yorgunluğa dönüşür
Şartlarımız hiç bir zaman eşit olmadı.
Biz yüreğimizle dövüşürdük, siz hilelerinizle
Susuyorsun olmuyor...
Yazıyorsun olmuyor...
Bir yara derinden sızlıyor....
Hayata tutunmaya çalışırken boşluğa düşmek...
Umutlara sarılırken gün batımı gözlerle başını öne eğmek...
Kaderin kederine dönüşürken polyanacılık oynamak olmuyor be anne...
Onların elinde taş vardı, bizim elimizde gül.
Onların dilinde zehir vardı, Bizim dilimizde bal.
Onların gözlerinde öfke vardı, bizim gözlerimizde merhamet.
Onların yüreğinde nefret vardı, bizim yüreğimizde sevgi. İnsan olmanın özü, mayası sevgi değil
miydi?
Onlar bunu hiç bilmedi...
Biz annelerimizin öğütleriyle büyütülen kadınlardık.
İdare etmeyi de, alttan almayı da, sabır göstermeyi de, hoş görmeyide iyi bilirdik...
Okuma yazmadan önce el öpmeyi öğrendik
Herkese herşeye koştuk bir kendi hayatımızda hiç olduk




-
Uğur Şahin
Tüm YorumlarTebrik ederim
“Yere” mim olmadan “yâre” lam olmaz.
Görmemişken bile, yüreğim kaldıramaz.
Cemalini göreyim, cennetten de geçerim
O Kevser şarabını, gece gündüz içerim.