Hani sen gittin ya, bir gece yarısı,
Söndü içimdeki bütün sokak lambaları.
Kaldırım taşlarına doldu ayrılığın karası,
Sustu şehrin o hiç bitmeyen şarkıları.
Hani sen gittin ya;
Zaman, paslı bir çivi gibi saplandı kalbime.
Takvimler döküldü, mevsimler küstü yerime,
Adın bir mühür gibi kazındı her bir kelimeye,
Lal oldu dilim, sığmadı acım hiçbir şiire.
Hani sen gittin ya;
Ekmek bayatladı, suyun tadı acıdı soframda.
Güneş bile doğarken utandı sanki odamda,
Yarım kalan ne varsa, hepsi can çekişti yanımda,
Bir sen eksildin ama, bin kıyamet koptu ruhumda.
Hani sen gittin ya;
Çiçekler saksılarda boyun büktü birer birer,
Kuşlar göç etmeyi unuttu, kanatları keder.
Meğer seninleymiş bahar, seninleymiş her değer,
Şimdi hangi yana baksam, her yer seninle biter.
Eskiden "biz" dediğim ne varsa şimdi öksüz,
Duvarlar dilsiz şahit, geceler artık gündüzsüz.
Senden kalan o hırka, köşede öylece mahzun,
Hasretin içimde nehir, hasretin sonsuz ve uzun.
Hani sen gittin ya;
Ben bu koca dünyada kendimi kaybettim önce,
Koptu bağlarım hayattan, adın kalbime değince.
Gözlerin gelince aklıma, her şey öyle ince ki...
Kırılıyor bin yerinden ruhum, sessizce, derince.
Sırtını dönüp sessizce uzaklaştığın o yol,
Şimdi ucu bucağı olmayan dev bir uçurum.
Giderken bıraktığın o derin, o sağır boşluk;
Benim en büyük yangınım, benim tek huzurum.
Hani sen gittin ya...
Ben o günden beri, kendime bile gelemiyorum.
Adını her andığımda nefesim kesiliyor da,
Hâlâ o bıraktığın kapı eşiğinde, seni bekliyorum.
Kayıt Tarihi : 14.04.2026 02:25:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!