iç güvey bir adam
uzaktan izliyor, sigara içiyor. durmadan!
volta atıyor, düşünüyor...
sonunda paçaları sıvadı
aramıza katıldı...
top oynuyor, bizimle
ve hep bizi arıyor gözleri
adı...yok! Tomakinlerden
mahallemizden Sevim ablayla evli
daha doğrusu yeni evlenmişti
kayınbabanın hem ricası, hem de emri
Tomakin'i buralara kadar getirdi
başlıyor anlatmaya;
Karadeniz'de köyü, kahvesi
fındık bahçesi, doğası, arısı, böceği...
Tomakin'in özlemi bir bitmedi gitti
yeter be! Tomakin
yani; Tomakin abi
bir delilik teklif etti;
bu rastgele bir şeydi
oğlum! bizim oraya
kanı bozuk adamlar geliyor.
fındık işçiliğine,
hırlı mı? hırsız mı? bilinmiyor.
gelin bir ekip kuralım
hem gezelim, hem de fındık toplayalım
bu; o kadar kafama yattı ki
birde o kadar anlatınca Tomakin abi
o coğrafyayı görmek istedim
ben ve bir kaç kişi
hatta Tomakin abi
ikna ettik herkesi
başka mahallelerden gençler topladık.
biz buraya öyle ve böyle gidecektik.
her şeyden önce; Tomakin'e söz verdik.
Tomakin abi Karadeniz'le bağlantı kurdu
bize bir minibüs ve şoför yollandı
yollar, dağlar, tepeler yaylalar aşıldı
bölge ahalisi milliyetçi
bizi kendileri gibi saydı
acemiydik, zorlandık...
hoşgörülü davrandılar.
o dik yamaçlarda bazen yuvarlandık.
güldüler ama aldırmadılar.
her yer rüya gibi...
il merkezine yakın bir yerde
bir dere ve rengarenk taşlar var
dar geçitleri, yosunları....
ve sonra otoban kenarında
bir akarsuya bağlanıyordu.
avatar gibiydi, bir ağaç vardı
köklerinin içinden geçtik.
o gün fotoğraf makinem!
oysaki sürekli taşırdım
ama o gün yanımda yoktu
çünkü; nere gideceğimiz söylenmemişti.
lakabım; Müslüm baba! :)
saçlarım uzun ve darmadağınık
iş elbisem salaş ve bol
o günlerde bir fındık bahçesinde
yuvarlanan bir teneke görürseniz
lakabı Garip olan en yakın dostum
birazdan yuvarlanarak geçecek...
bu bir tahmin değil... analiz.
Garip; sürekli düşüyor, dalga çarptı herhalde
iklimin etkisi mi var, başka bir şey mi?
bir gün çok sık otların olduğu bir yerde;
aşağıdan yukarı doğru
ilerleyerek toplama işi bitmiş bir bahçede
ve sadece zemindeki fındıklar için;
Garip ve ben görevliydik.
aslında gülüp, eğleniyorduk
ve Garip'in sürekli telefonunda bir müzik...
bu bir oyun havası ve bunu sürekli dinliyor.
o dik yamaçlı fındık bahçesinde
en tepeye geldiğimizde,
dar bir yolun kenarına geçip
dinlenmeye başlamıştım.
Garip elindeki tenekeye oturdu!
teneke yamuldu!
ve yuvarlanma aksiyonu başladı
teneke önde, Garip ise arkada
müzik hala çalıyor!
bu manzarayı daha da tuhaf kılan
Garib'in telefonunda çalan müzikti
Müziğin adı; madımak
o an gülme krizinden ve çalan müzikten
Garib'i kurtarma çabasına katılamadım
şu an dahi gülüyorum. duramıyorum.
:)
o dik yamaçtan aşağı inmem gerekli
çünkü bizim ekip başa bir yerde
Tomakin ise kim bilir nerede
garip nerdeyse yüz metre yuvarlanmış.
derin otların arasında acı içinde kalmış
onu bulabilmek için;
o müziğin sesini takip etmem gerekti
Garip'in yuvarlanma aksiyonu bittiğinde
tenekeyle çarpışmış
yüzü, gözü kan içindeydi
ama müzik hala çalıyordu
neden güldüğüme ise kızıyordu
ne yapayım Garip?
çalan müziğe bak!
ağlayayım mı?
Garip;
o telefondaki müziği sonsuz tekrar moduna alıp
çalışmaya başlıyordu
ve o yıllarda Çin malı telefonlar meşhurdu
yüksek sesli, antenli, tv'li...
kullananlar o telefonları unutmadı
Garip'te unutamazdı.
ne yapayım Garip?
çalan müziğe bak!
ağlayayım mı?
bu arada Garip bir hafta çalışamadı
bileği çatladı, kolu incindi
kafasında ise izler vardı
onu görünce gülmem tutuyordu
Garip o müziği bir daha çalmadı
o kadar çok gülmeme rağmen
aynı olay başıma gelmedi
belki de o yıllardan sonra
yolum bir daha oraya düşmediği için
belki de gitsem tekrar...
ansızın yuvarlanacağım
belki de oraya doğru yuvarlanıyorum.
ama tenekeye oturmayacağım, tecrübeliyim.
Alper Tunga 3
Kayıt Tarihi : 7.07.2026 18:29:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!