Vatan sevdasında ateşten bir gömlek giyerdi garip;
ateş tenini değil, yüreğini yakardı.
Yüreğindeki yangın, bir ömür sönmeyen vatan kandiliydi.
“Dokuz Işık” deselerdi, belki kelimeler boğazında düğümlenir,
ama davasına bağlılığını anlatmaya ne söz yeterdi ne de cümleler…
Çünkü bazı davalar dil ile değil, ömür ile anlatılırdı.
Garipti işte…
Kendi sofrasından eksilen lokmayı,
başkasının kapısına umut diye bırakırdı.
Garip çocuklar üşümesin diye gecenin koynunda aşını, ekmeğini taşır;
kapılarına bir bahar bırakır,
sonra o baharın kendisiymiş gibi sessizce uzaklaşırdı.
Geceler onun yoldaşıydı.
Karanlık, omuzlarına çöken eski bir pelerin;
yollar ise kaderine yazılmış uzun bir türküydü.
O, yetim çocukların gözlerinde yıldız arardı.
Emekçi çocukların nasırlı ellerine baktığında
kendi yetimliğinin sızısını unuturdu.
Çünkü çocuklar, garibin gönlünde
yarına açılan pencerelerdi;
her biri geleceğe bırakılmış birer ışık,
her tebessüm ise karanlığa dikilmiş bir kandildi.
Onun telaşı çocuklardı…
İyi insan, iyi evlat,
yarının yüz akı olacak güzel yürekler olmalarıydı.
Belki de garibin bütün ömrü,
kendi yolunu aydınlatmak değil,
başkalarının yoluna kandil olmaktı.
Ve belki gecenin en koyu yerinde,
bir çocuğun yüzünde beliren tebessüm,
garibin yorgun gönlüne konan bir huzur kuşuydu.
Çünkü garip Elifindi
Elifin gibi dosdoğru durup
huzur olmaktı;
bir çocuğun duasında,
bir yetimin sofrasında,
bir annenin yüreğinde
sessizce yer bulmaktı.
Belki de bütün ömrü bunun içindi:
Kendi gecesini sırtlanıp
başkalarının sabahına yürümek…
Kayıt Tarihi : 13.08.2026 13:19:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!