Ruhumu daraltan o vernikli mahzen, o kaskatı sıralar,
Birer pranga gibi sararken gençliğin bileklerini;
Terk ettim tebeşir kokulu, griye çalan rüyaları,
Sırt çevirdim cetvel gibi dümdüz ve ruhsuz dertlere.
Bir nefes ki; mektebin tozundan kurtulup da alınan,
Yeşil yurdun ufkunda bir zümrüt kadeh gibi parlar.
Adımlarım, betonun soğuk soğuk fısıltısından kaçıp,
Toprağın o nemli, o yumuşak merhametine sığınır.
Burada ağaçlar, göğe uzanan kadim birer sütun,
Yaprakların hışırtısı, kâinatın en kadife bestesi.
Güneş, dallar arasından sızan bir altın iplik gibi,
Dokur ruhumun yırtıklarını, siler zihnimin pasını.
Orman, içine çekildiğim devasa bir yeşil mabet;
Kuşların avazı, hürriyetin en süslü, en berrak dili.
Sıraların hapsettiği o çocuk, şimdi bir rüzgâr süvarisi,
Köklerin damarlarında buldu, kaybettiği o dilsiz huzuru.
Kayıt Tarihi : 30.04.2026 22:09:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!