Yüzü güldü dediler,
dişlerinin arasında demir talaşı vardı.
Bir selam bıraktılar avucuma,
içinden paslı kapanlar çıktı.
Ne zaman bir omuz aradım
duvar ördüler sırtıma.
Ne zaman "kardeşim" dediler
bir pazar kuruldu vicdanımın üstüne,
üç akçeye sattılar ekmeği,
üç alkışa sattılar insanı.
Ey kalleş!
Sen yalnız bir adam değilsin,
çürüyen çağın küf kokan yüzüsün.
Suyun başını tutan küflenmiş taş,
sofraya oturup
çocukların lokmasını çalan elsin.
Gözlerin gece değil,
gece utanır senden.
Yüreğin taş değil,
taşın bile bağrında
bir damla su saklıdır.
Senin bağrında
yalnızca pas büyür,
yalnızca irin,
yalnızca karanlığın ekmeği.
Bir hançer sapladın sırtıma,
kanamadım yalnız.
Arkamda bütün emekçilerin sırtı sızladı.
Bir dostluğu öldürdün,
yalnız beni vurmadın;
bir mahallenin türküsünü,
bir ananın duasını,
bir çocuğun gülüşünü de yaraladın.
Sanırsın dünya
senin terazinle döner.
Sanırsın yalanın güneşi örter.
Oysa her gecenin alnında
sabahın ateşi yazılıdır.
Her pas,
bir gün demirin utancına dönüşür.
Gün gelir,
aynalar bile kabul etmez yüzünü.
Gölgenden ürkersin.
Adını kendi dilin söyleyemez olur.
Çünkü insan,
en çok kendi vicdanının mahkemesinde yenilir.
Ve biz,
ellerimiz nasırlı,
alınlarımız açık,
yeniden kurarız hayatı.
Senin çürüttüğün dallarda
yeniden filiz verir umut.
Çünkü dünya,
kalleşlerin değil,
ekmeğini bölüşenlerin omzunda döner.
Kayıt Tarihi : 14.07.2026 01:30:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!