İki ayrı dünyadan, iki ayrı yoldan geldik,
Kaderin çizgisiyle bu durakta birleştik.
Meğer aynı yaradan, aynı dertten inlerdik,
Biz bu sessiz feryadı yüreklere yerleştik.
Onun sekiz senelik dinmeyen hasreti var,
Benim üç yılım geçti, her günü ayrı duvar.
Gece yastığa düşen gözyaşları fısıldar,
İçimizdeki sızı dünyayı yakar, kavurur.
Dermanımız kalmadı, bağrımız her gün kanar,
Uzaklardan bakarken can içimizde yanar.
Evlat deyince durur, zaman geriye döner,
Bu dünyada sönmeyen tek ateş bu dergahlar.
Konuşurum arasıra o masum canlarımla,
Kokularını ararım dökülen yaşlarımla.
O mazlum yedi yıldır mahrum kalmış evlatla,
Sadece uzaktan bakmış o boynu büküklerle.
Kafa kafaya verdik, ağlıyoruz sessizce,
Ateşten gömlek giydik, eriyoruz gizlice.
Dermanı arıyoruz kendimizde her gece,
Çözülmüyor bu düğüm, ne dille ne heceyle.
İçimde kör bir ateş, ne söner ne kül olur,
Evlat özlemi denen bu yara mührüm olur.
Yusuf, Oğuz küçükken baba nedir bilmedi,
Yaban eller yüzünden yüzleri hiç gülmedi.
Göstermedi zalimler babanın gölgesini,
Duymadılar yıllarca şu bağrımın sesini.
Kızım serpilmiş şimdi, uzamış boyu bosu,
İçimde ukde kaldı çocukluk kokusu.
Yusuf’um dil açmış bak, konuşmaya başlamış,
Gurbet onun adını yüreğime taşımış.
Ben bir kez duyamadım "baba" diyen sesini,
Felek benden kıskandı evladın nefesini.
Bağrım yanar da yanar, tütüyor duman duman,
Bu amansız dertlere olur mu hiç bir derman?
Gözümün önündeyken koparıp kopardılar,
Beni diri diri bu zindana attılar.
Gördüm eşyaları almaya geldiklerinde,
Yusuf’umu seyrettim o keder selinde.
Giderken arabanın camından bakıyordu,
Küçücük elleriyle dünyamı yıkıyordu.
"Baba! Baba!" diyerek haykırdı o masum can,
O an durdu damarda akıp giden bunca kan.
Bir evlat sancısı ki indi tam yüreğime,
Sığmadı o feryatlar hiçbir tek kelimeye.
Şimdi ikimiz birden yanarız bu ateşte,
Aynı kader yazılmış bize bu son gidişte.
Özlem hasreti yaşar, eririz günden güne,
Bakıp bakıp ağlarız o yalan dünümüze.
En derinde kalbimiz sızım sızım sızlıyor,
Gözlerimiz yollarda, hep vuslatı gözlüyor.
Kör olur yanar canım, can olur yanar içim,
Böyle ağır imtihan söylesen hani kimin?
Bitmek bilmeyen ateş gözlerimizde tüter,
Bu dünyada çekilen her dertten daha beter.
Yaşadık ve de gördük bu dünyada acıyı,
Kimse dindiremezmiş kalpteki bu sancıyı.
Bilmezdim yüreğimin böyle acıyacağını,
Bir evlat hasretinin ömrü vuracağını.
Şimdi hiçbir teselli kâr etmiyor ruhuma,
Hüzün çökmüş geceden farksız olan ömrüme.
Kızıma mesaj yazdım, "Sizi özledim" dedim,
"Nasılsın canım kızım, nasıldır kardeşin?"
Bir resim, bir video atın da dolsun yerim,
Uzaklardan da olsa biraz özlem gidereyim.
"İyiyim baba" dedi, "sen nasılsın oralarda?"
"Ben de şükür kızım" dedim şu dar zamanlarda.
Sonra ne mi oldu bak, bir daha hiç bakmadı,
Yazdığım son satırlar kalbine dokunmadı.
Gözlerim yaşla doldu, dayanamadım o an,
Sanki bir hançer gibi saplandı bana zaman.
Peşine gök gürledi, boşaldı sağanaklar,
Benimle ağladı bak, sokaklar.
Ateşten gömleği siz giydirmeseniz bile,
Biz zaten yanıyoruz evlat hasreti ile.
Yok bunun bir çaresi, yok dünyada dermanı,
Gözyaşıyla yazılmış bu ömrün fermanı.
Her kahra göğüs gerdim, dayandım bence her şeye,
Sadece bu ayrılık sığmıyor hiçbir yere.
Belimizi büktü bak, evlatların özlemi,
Bizde ortak yaradır evlat hasreti özlemi...
Kayıt Tarihi : 20.07.2026 21:50:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!