Atladı çıktı eşiği
Sofrada kaldı kaşığı
Kız eşim kınan kutlu olsun
Ev de dirliğin tatlı olsun
Harmanda ötüşen kazlar
Ötüştükçe yüreğim sızlar
..
Islak bir dudaksın ateş kırmızı
Birleştirsek mi dudaklarımızı
Serin bir alevsin küçücük bir dev
Pembe pancurlusun bahçeli bir ev
Ne olur miniğim beni biraz sev
..
Bu uykuya dalanlar mutlaka uyanacak....
Değilse, çoluk - çocuk, ev – bark hepsi yanacak!
Bu ne ağır uykuymuş, ölümden daha beter
Vebali bize değil, bütün cihana yeter!
Meydanlar boş kalınca, dünya toz – duman oldu
..
İmtihan Günü / Anı
Sene bin dokuz yüz atmış yedi atmış sekiz öğretim döneminin son günleri okula fotoğrafçı çağrılmış ve bu yıl mezun olacak beşinci sınıfların fotoğrafları çekiliyor fotoğrafçı soruyor kaç tane olacak çünkü öğretmen okulları ve sanat okulları şimdiki adı meslek liseleri imtihan verecekler sekizer ve eğitime devam etmeyecekler dörder adet yaptırmak zorunda sıra bana geliyor kaç tane olsun dört diyorum okul müdürümüz Ahmet bey bağırıyor ne demek dört tane sekiz olacak ama hocam diyorum sus aması ne ve sekiz resimde benim çıkıyor Ahmet bey kendi elleri ile imtihan formlarını doldurup gereğini yapıyor ama ne yaparsın ki imtihan günü gelip çatıyor şehir merkezine imtihana gitmeye on lira lazım evimiz yetersiz olduğu için iki odalı bir ev inşaatı yaptırıyoruz köyde baba ben imtihana gideceğim on lirada bana ver diyemiyorum ve imtihana gidemiyorum gidip gelen arkadaşları dört gözle bekliyorum ilk gelen kapı komşumuz ve o günlerde çok iyi arkadaşız Ali Gürbüz oğlum niye gelmedin imtihana Ahmet hoca çok kızdı gelirim ben köye söyle ona dedi diyor geldi de Allah selamet versin hem de öyle bir karşılaştık ki köyümüzün dışında ki kavaklı kuyu da tek başıma teneke ile su çekiyorum testilere doldurup merkeple eve götürüyorum çünkü o günlerde köyümüzde şebeke suyu yok bir ara karşıya bakıyorum oda ne Ahmet bey ağustos ayı öğlen sıcağında yaya olarak ilçeden köye geliyor kan ter içinde elindeki fileyi parmağına takıp omzuna asmış göz göze geliyoruz ben gözlerimi kaçırıyorum tenekeyi kuyudan çekiyorum dök bakalım diyor döküyorum elini yüzünü yıkıyor kanasıya kadar içiyor ve doğruluyor söyle bakalım diyor imtihana neden gelmedin babam diyorum babam göndermedi sorarım babana da diyor sordu da ama tabi babamın bir şeyden haberi yok ah Şeref ah diyor ah ki ne ah hocam ah Hakkını helal et hocam ellerinden öpüyorum…..
08 / 07 / 2007
Şerafettin Yıldız…
..
Bir ev
Şöyle, tek katlı bahçe içersinde, taştan
Güzel sesli kuşların şakıdığı
Andızların az ötesinde
Çiçeklerim, kedim, köpeğim
Bir de havuzum olmalı bahçemde
Bakınca yeşilin göründüğü bir ev
..
“Kitapların Işığından Edindiğimiz Varlığın Manasını Ebediyete Taşıyan Duyarlılıklarız Biz! .”
“İLK NAMAZ” Adlı Hikayeden Cümle Derlemem:
/ Gecenin sessizliği sürüyordu! . Pencereye dayandım! . Önümde sessizliğin kuleleri gibi duran sayısız ev! . / Az sonra gecenin sessizliğini bölmek için şerefeye çıkan genç müezzinin gölgesi kımıldadı! . / Düşünüyordum! . Işık yumağı gibi aydınlanmaya başlayan ufuklara ilahi bir müjde olan ezan başladı! . / O kutlu sabahı, sabahların birincisini ve biriciğini düşünüyordum! ... Sevgili annem / dünyada en sevdiğim, en çok saygı duyduğum biricik insan: / “Haydi, besmele çek! ...” dedi! . /
{ Kitap Adı: İLK NAMAZ – Kitap Yazarı: Ömer SEYFETTİN – Yayınevi: NEHİR YAYINLARI/İSTANBUL/EKİM 2003 – Hazırlayan: Mustafa Ruhi ŞİRİN – Sayfa: 037, 038, 039 - Cümle Derleme: Kemal KABCIK/ANTALYA/19 Aralık 2014 Cuma 06:45:31 }
..
"Halk Mı, Millet Mi? Sevgi Mi, Saygı Mı? " Adlı Kitap Çalışmamdan! . 003
--------------------
Çocuğuna; sorumluluk almada örnek ol ki; çocuğun insana ait başarılarda sorumluluğunu bilen ve sorumluluğunun gereğini uygulayan oluversin! . Sorumluluklarının üzerine yoğunlaş, taşınabilecek, insan üzerine düşen sorumlulukları öğretiver ailene! . Çocuğuna ev ekonomisi ile iş ve teknik bilgisi uygulamalarını yaşat ki: çocukların, ekonomi ile iş ve teknik bilgisi adına deneyimler kazanarak, hayatı daha etkili bir şekilde yaşamayı öğreniversin! . Ailenin direği olarak; önce neler vermen gerektiği konusunda düşün ki: alabileceğin ve kazanabileceğin, maddi-manevi hazineleri çocuğunda da görüver! . Sorumluluklarının kapsam alanını, gücünün ölçüsünde genişleterek, büyük aileye de sahip çıkabilmenin örneğini, çocukların sende görebilsin ve çocukların başarı adına model seçerken, güçlü bir aile direği örneğini sende görsün ve çocukların kişisel gelişim adına etkili bir birey olabilsin daima! . Akraba ilişkilerinde, akrabalar arası yakınlaşmalara iyi örnek ol ki; akraba arası sıcak ilişkilerle, yakınlaşmanın örnekleri ile çocukların yaşayabilsin! . Ara bozucu olarak değil, ara bulucu olarak örnek ol ki; büyük ailenin: erdeminde yaşa ve yaşat! . Çocuk; dedesine ihtiyaç duyar! . Çocuk; ninesine ihtiyaç duyar! . Çocuk; dedesinden dedeliği öğrenir! . Çocuk; ninesinden nineliği öğrenir! . Çocuk; babasından babalığı, annesinden anneliği, kardeşin-den kardeşliği öğrenir! . Çocuk daima öğrenir! .
{ Kemal KABCIK / 07.09.2011 10:25:08 }
..
bir evde bir ışık yanıyor
dışarda ayaz karanlık
bir ev bir sıcaklığı saklıyor
kırık dökük göğsüyle
kadere ve dünyaya kırgın
yalnızlık dinletisi
..
Yitirilene...
Yine sesinin olmadığı bir uçurum
Sensizlik kokan ev..
Penceresi gökyüzündeki uçurtmayı görmeyen
Duvarları soğuk
Yatakları insanın tenini üşütecek kadar ayaz
..
Acısıyla tatlısıyla unutamadımız anlar olmalıydı; kocaman bir zaman olmalıydı yaşamak.Öylesine çoktu ki saymakla bitiremediğimiz günler.Biz filmlerle yaşar,onlarla birlikte unutulur olduk.Biri dün akşam nerdeydin,ya da ne yedin dese hatırlamaz düşünürüz; ya da izlediğimiz bir çok film vardır televizyonda,sinemada,en çok aklımızda kalan hep yaşamak isteyip de yaşayamadığımız karelerdir.Ya iğne...Ya da çuvaldız...
Şimdi aklıma geldi birden.Bizim insanımız çok kalabalıktır.Her akşam ardı arkası kesilmeyen diziler izler.Hatta bir arkadaşın davetini,güzelim sohbetlerini,birlikte geçirilecek en güzel anları iter,erteler.Bir maazeret bilir günün yorgunluğunu.Uzaklığın yanıbaşına,oturur koltuğuna.Üstelik hem yorgun hem de bezgindir.Bu yüzden anlarını yaşayamaz bir türlü.Belki de onlar sanal ziyafet sofrasıdır ve elinin altına getirilmiştir.Onaylasın ya da onaylamasın farketmez,herşey elinin altındadır.Her ne kadar ondan uzak olsa,ya da ona ait olmasa da herşey çok nettir.Sıkıcı olan dizinin en can alıcı sahnesinde adamın ya da kadının yüzündeki ifade görünecekken araya reklamın girmesidir.E o da olmazsa olmaz tabii ki,ona da hak verilir.Bu arada çay tazelemeler...meyva soyma zamanı kazanılır ya da çocukların ev ödevi kontrolü alelacele yerine getirilir.Hani olur ya bazen de konukları olur,gözü reklama mı takılmış yoksa aklı dizide mi kalmış belli olmayan; tam hali hatırı sorulmaya başlanacak ki dizi başlamıştır....Artık çok geç...
Tüm bunlar olup biterken birşeyler yaşanıyor ya da yaşatılıyordur.Onlar bazen bir kuş sesiyle,bazen yağmurun sesiyle,belki bir şiirde ya da kurşun sesi gibi kulağımızın içine işlediğinde acı acı yaşanıyor ve yaşatılıyordur.Ya da sadece ninnidir kulağımıza gelen...Uyumaya direnmeyen yorgun bir çocuğun dinlediği ninni...
..
Rüyamdaki seslerden sana
küskün oyuncaklar yapacağım:
bir ev yahut
ağlayan bir bebek
hiç olmayacak şeyler işte…
..
Işığın sesini kıstı önce.
Mavide karanlıktı artık
(ev) .
karanlıkta açılan kapıdan
dışarı fırladı yalnızlık
..
Her Bir Kitap Anlatısı; Keşfedilesi Güzelliklere Açılan Bir Penceredir! .
= 000.000.003 =
Kusur Bularak Değil De, Yararlanmasını Bilerek Okumasını Bilmelidir! .
“Kısa Süren Saltanat” Adlı Kitaptan Kısa Bir Anlatı:
{…+.+.+…} ama üstteki üç kat, sevimli, iç açıcı bir ev haline getirilmiştir. {…+.+.+…}
..
Her Bir Kitap Anlatısı; Keşfedilesi Güzelliklere Açılan Bir Penceredir! .
= 000.000.005 =
Kusur Bularak Değil De, Yararlanmasını Bilerek Okumasını Bilmelidir! .
“Kısa Süren Saltanat” Adlı Kitaptan Kısa Bir Anlatı:
Karısı Marie iyi bir kadın, iyi bir ev idarecisiydi. Kendi nüfuz alanını bilir, hep o alanın içinde kalırdı. {…+.+.+…}
..
karanlık kalmasın ev sana...
kapı da mevsim de hep aralık.
dün, sen ziyadesiyle yokken,
dünyadaki tüm çocuklarla,
doğum gününü kutladık.
..
Bir film desem sana
Herhangi bir yönetmenin
Herhangi bir filmi
Sen ve ben elele
Herhangi bir yerde
Herhangi bir filme
sen film yabancı olsun istersin
..
iş, eş, ve ev
üç tane
2 harfli kelime
hayat bu
tek' in içinde gizli
değil mi?
..
Çocukluğumun geçtiği ev
Daracık merdivenli,
Küçük avlulu
Karanlık bir ev.
Sanki güneşle küsmüşçesine
Soğuk ve nemli evimiz
Çocukluğumun geçtiği
..
Gülfem Hanım’ın hayli canı sıkılmıştı, Eşinin Van’a tayini çıktığında. İlk görev yeriydi, çektiği kura’da orası çıkmıştı. Önce gitmek istemediler. Sonra düşündüler; Bu üzüntü de neydi. Orası da Vatan Toprağıydı ve belli bir süre kalınacaktı.
Gülfem ve eşinin ailesi İstanbul’da idi. Her ne kadar kendileri Ankara’da otursalar da Van Gölü ile deniz özlemini gideririz diye düşündüler ve gitmeye karar verdiler. Kavaklıdere’deki lüks sayılabilecek evlerinden son anda gözyaşlarıyla ayrıldılar. Zira gidecekleri gün, oradaki meslektaşları; ev bulduk, temizlettik, çatısı topraktan ama minik bahçesi var, Hükümet Binasına yakın, diyerek telgraf çekmişlerdi. Van’a gittiler, onbeş günde ancak yerleştiler, zira semtin suyu akmıyordu, elektrik de öyleydi. Büyük şehirlerde yeşile duyulan özlemden olsa gerek minik bahçedeki ağaç mutlu etmişti sevgili Gülfem’i. Soğan, maydanoz da ekerim diye düşünüyordu.
Fakat suyun akmaması da nasıl olurdu. Bir türlü bu bakımsızlığa aklı ermiyordu. Zamanın Belediye Başkanına bir mektup yazdı; “Sayın Başkanım memleketinizde hizmet etmek için severek geldik ama durum böyle, ne dersiniz” diyerek. Adres olarak çalıştığı işyerinin adresini vermişti. Zira ev adresini henüz bilmiyordu. Zabıta memurları hemen geldiler, tafsilatlı bilgi almak üzere. Hâlbuki mektubu o gün postaya vermişti. Ne de çabuk ellerine geçmişti. Hayret doğrusu, diyerek söylendi. Yapılan inceleme sonucunda, suların akmamasının, semtin sularına bakan yetkilinin, partizanlık nedeniyle, mesai bitiminde vanayı kapatıp, gitmesinden kaynaklandığı anlaşılmıştı. Akşamları suyun akmaması konusu bu şekilde halledildi, Gülfem’in çabaları neticesinde.
Her sabah Gülfem, eşiyle beraber işe giderken, mahallenin hanımlarının sıra sıra dizilip onları seyretmeleri, akşam mesai dönüşü onları yine köşe başlarında öbek öbek oturup, sohbet ederlerken görmesi, Gülfem’de hayli şaşkınlık yaratmıştı. Zamanla, komşuları da hoş geldin ziyaretlerine başladılar.
Günlerden bir gün, ev sahibi Lütfiye Abla’ya sormuştu Gülfem; Neden bütün zamanınızı kapı önlerinde dedikodu yaparak harcıyorsunuz diye. Gülfem Hanımın boş zaman buldukça işlediği yastık, masa örtüsü, seccade gibi işlemeleri gören mahallenin hanımları, bunlardan bize de yap diyorlardı. Hâlbuki hepsinin bunları yapacak güç ve zamanları hayli boldu. Akşama kadar köşe başlarında toplanıp, geleni gideni temaşa edip dedikodu yapıyorlar, akşam de eşleri eve geldiğinde ah, of, hastayım, yorgunum diye naz ediyorlardı. Hiçbirinin okuma yazması yoktu zaten bütün problemlerin kökeni burada yatıyordu.
..
Ateş’in gençliği İstanbulda geçti
Balık sattı, terziydi, elbise biçti
Bakkallık yaptı, yapmadığı nedir
Sorarsanız, satmadığı kaldı ip ile kendir
Sonra postacılıkta karar kıldı
Evini taşıdı köye, naçar kaldı
Baba evinde, olmazdı ev, ev üstüne
..



