Aniden içim cız etti.
Bir baktım yine aynı yürek ağrısı.
Öyle özlemişim ki seni.
Özlemin azı çoğu olmaz,
Ağırdır işte.
Sararmış yaprakların dilinde,
Hüzünle sevinç arasında bir ezgi.
Güneş yorgun, gökyüzü solgun,
Ekim geldi usulca, sessizce.
Artık hiç acelem yok.
Bir yaprağın düşüşünü,
İzlerken üzülmüyorum..
Sessizlikle konuşmayı öğrendim.
Gidenin ardından susmak,
Bazen en doğru kelimedir,
Bazen çıkarız sokaklara,
Hiçbir yere varmasak da,
Belki de eski günleri ararız.
Bir kahkaha,bir bakış,
Bir dost sesi…
Sus demek gelse de içimden,
Hoşuma gidiyor bu hışırtı.
Rüzgarın yaprakları kopardığı,
Sararan otlara değdiği o ses..
O eşsiz senfoni..
Gece boyu uyumasam,
Kim ne der?
Zaten uykular da,
Herkese eşit dağtılmıyor.
Pencere açık,
Bu günler de geçecek elbet.
Yeniden sarılacağız yaşama.
Belki kahkaha atmayacağız ama,
Dudaklarımızda bir madalyon gibi,
Duracak tebessüm.
Bu günler de geçecek elbet.
Yeniden sarılacağız yaşama.
Belki kahkaha atmayacağız ama,
Dudaklarımızda bir madalyon gibi,
Duracak tebessüm.
Bir gecenin koynundayım.
Sözlerim duvara çarpıp,
Geri dönüyor.
Karanlık,adımı biliyor,
Ben susmayı öğreniyorum.
Gecenin en karanlık zamanı,
Çekilmiş sokaklardan ayak izleri.
Sönmüş şehrin ışıkları,
Uyumuş evlerinde yorgun kişiler.
Ben karanlığın bu kör halinde,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!