Gürlemelerin korkutucu olsa da
Kara bulutlara dolsan,
Bir hışımla sağanak olup
Bardaktan boşanırcasına da yağsan
Nafile
Temizleyemezsin o meydanı
Şairler midir?
Şiirin peşinden giden
Yoksa,
Göz göze geldiğinde yüreğine düşen ateş
Ve kara sevdanın,
Ekin iken harman olan
Aynı gri kentte
sabah duraklarımız farklı
saklıydı gözlerin gözlerimde,
(su ve ateş)
nasıl da uzaklara düştük
(acıtır, alışamazsın)
(Sevimli notalardan fa‘ ya)
Sıradan evlerin soğuk sarı ışıkları
Akşam olunca kader olur
Soluk toz boyalı duvarları
Yeşil küflerini göstererek aydınlatırdı,
Mavi denizin beyaz köpüğü
Güzeldir
Doldur avucunu maviyle
Balığın rengini yosunun kokusunu unutmadan,
Kahverengi toprağın sarı başağı
Güzeldir
Bu kadar da ağır olmazdı
hasretliğin,
kokun sinmeseydi
gönlüme,
Bir gülseydin yüzüme
güvercinler uçururdun
Çık gel kahveye hadi
Yeşil örtülü masa, deste kağıtlar
Dört kişiyiz, tamız kuruyoruz oyunu
Yancımız eksik, çayları söyleyecek,
Arayı bulacak, hakem olacak
Ki yancı herkesin başmisafiridir
Güneş gecenin perçemini kaldırıp
Seher vakti, tan kızıllığında
Kuşlar dansa dururken
Kabuklarını tırnaklarınla kaldırdığın
Acılarını anlat bana
Kalabalıklardaki yalnızlığını,
Düşleyebilmek seni
Çocukluğunun, içini ısıtan yaz güneşinde
Kızların enekli sek sek oyunlarında
Dizlerinde yara, kollarında çizik
Çat kapı habersiz gelen arkadaşın rüzgâr
Saçlarını savurup, dans ettiğin yaz yağmurunda,
Eylül tehlikelidir,
hava mesela,
bozar, karışır ansızın
mor olur gökyüzü
asar suratını,
Ağaçlar mesela,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!