Phonix’e Vardığım Zaman
O kapısına bıraktığım notu bulacak
Onu terk ettiğim kısmını okurken gülecek
Çünkü ben bu kızı kaç kere terk ettim.
Albuquerque’e vardığım zaman çalışmakta olacak
5.Şiirde Ses Boyutu:
Bazı şairler şiirde “Müzikalite”yi dillerinden düşürmezler. Şirde gerçek bir müzik elde etmek mümkün müdür? Öyle olduğu farzedilir. Nasıl mı? Onu özellikle, “Divan Edebiyatı” nazım biçimlerine candan bağlı şakirtlere soralım. Belirli ses değerleri elde etmenin bir yolu şiirde “Vezin”ler kullanmaktır.
1. Şiirde Vezin:
10.Şiirde Ustalık :
Şiirde “Ustalar” var mıdır? Amenna. En aşağısından “Usta” diye bilinenler vardır. Şiirde bir ustanın ustalığı nereden gelir? Çok kısa bir tanımla denilebilir ki; bir ustanın ustalığı şiire hakimiyetinden gelir. Şiiri okuyan ve şiirden anlayan bir kişi, “bu şiiri bu işten anlayan bir kişi yazmış..” diyebiliyorsa,ustalık başlamış demektir.
Doğal olarak bir ustanın “Usta” olabilmesi için, şiir alanında bir fırın ekmek yemesi gerekir. Her şeyden önce şiirin “anhasını minhasını” bilir. Bu ne demek mi? Hadi yeni deyimiyle söyleyelim, şiiri enine boyuna iyi bilir. Çok zaman harcamıştır, çok okumuştur; çok yazmıştır..Kendince bir şiir “Poetika” na sahip olmuştur. Taklitçi değildir. Eski ustalardan çok şey almıştır ama, kendince yeni bir şiire varmıştır..Usta bu konuda ders verebilecek niteliklere sahiptir. Usta aynı zamanda bizim halkımızın tabiriyle “Hoca”dır. Bu işin akıl danışılan kişisidir.
11.Esin Perisi
Sorarlar şaire, “Dün gece şiir yazdın mı? İlham Perisi gelmedi yazamadım…” Var mıdır öyle bir ilham perisi. Belki birilerinin vardır. Biz şimdiye kadar görmedik; Ha, bir sürü güzel kız gördük de,içlerinden hiçbirisinin adı “Esin “ değildi…Esin,esin,esin..Bazılarını sık sık ziyaret ediyor da bazılarının semtine niye uğramıyor.
Esinin uğrayıp uğramaması herhalde daha çok kişinin şiir yazabilme (genelde yazabilme..) yeteneğiyle çok yakından ilgili..Bazıları yazabilir, o yeteneğe sahiptir, bazıları yazamaz. Bazıları şiir yazabilir, bazıları öldür Allah yazamaz.! Çok zorlasanız, alt alta bir şeyler yazarlar ama o da hiçbir zaman şiir olmaz, komik bir şeyler olur çıkar.
Şiirin Boyutları: 1.Anlam Boyutu:
Bir şiirin içeriği onun anlam derinliğini de belirleyen öğelerden biridir. Anlamı kestiren bazı öğeler vardır: Şiirin uzunluğu kısalığı; kullanılan sözcüklerin anlamlılığı; imgelerin değişiklik derecesi; konusunun belirginliği; konunun şair tarafından ne derece iyi etüt edildiği.. Bütün bunlar bir şiirdeki anlamın yazan ve okuyan açısından daha anlaşılır yada flu olmasının yolunu açar.
Bir şiir anlam bakımından ya çok anlaşılırdır. Herkes okuduğu zaman aşağı yukarı aynı şeyi anlar. Kişiler arası yorum farklılıkları en az derecededir. Yorumda farklılık yoktur; veya tersi, öylesine anlam bulanıktır ki; her sözcük; imge; dize ve kıta üzerinde çeşitli tartışmalar yapılabilir. Bu bakımdan “bir şiirin anlamlılık derecesini” bir 1- ila 10 ‘luk bir matriks üzerinde gösterebiliriz. Bir uçta çok anlaşılır şiirler, diğer yanda, en zor anlaşılır şiirler. Diğer şiirleri bu matriks üzerinde bir yerlere koyabiliriz.
2.Biçim Boyutu:
Şiir havaya yazılmaz. Ozanlar belki eski zamanlarda yırlarını yazmazlardı, söylerlerdi. Onu dinleyenlerde, iyi dinlerlerdi ve ezberlerdi. Ve bir başka mekanda onu kendilerine göre söylerlerdi. Onun için, eski yırların, şiirlerin özgünlüğünden her zaman şüpheler vardır. Çünkü,örneğin, eski destanların her zaman, ülkeden ülkeye, köyden köye değişen “varyasyonları” vardır. Burada, yazıdan önceki, şifahi edebiyat döneminden sözediyoruz.
Ama daha sonra,yazı keşfedildi, yaygınlaştı, edebiyat ürünleri, şiirler kaleme alınmaya başladı.; o zaman yazılan şiirlerin bir de görsellik devri başladı. Bazı şairler, şiirlerin ezbere söylemez, hatta hiç sözlü olarak okumaz oldular ve bunu yadsıdılar. Şiir okunur, ve algılanır dediler. Bu iki anlayış Anadolu’da hala yan yana yaşıyor. Bir yanda Aşıklar köylerde, bir araya geliyor, karşılıklı olarak sözlü olarak atışıyorlar. Diğer yanda, bazı şairler de Anadolu’daki küçük dergilerde,büyük dergilerde şiirlerini yazıp dertlerini anlatmaya çalışıyorlar. Bunun yanında bir de INTERNET edebiyatı ortaya çıktı. Yeni bir ortam. İnsanların dergilere bile ihtiyacı yok. Bir şiir yazın, internetteki sitenize koyun, dünyanın dört bir yanındaki okuyucularınız (eğer varsa) gelip sizi bulurlar, okurlar. Yeter ki siz değerli, okunacak, değişik ve yeni bir eser sunun onlara. Onlar biliyorlar,kimin kim olduğunu. Ve kimin iyi, kimin kötü olduğunu. “Okuyucu velinimetimizdir” derler ya, öyledir doğrudur. Ama bazıları, “Ben kolay kolay anlaşılmam, beni anlamaları için bir fırın ekmek yemeleri gerekir” diyip,tafra ile gezerler. Bu da onların bilecekleri bir şey.
3. Şiirin Moda Boyutu:
Sanatta, şiirde “Moda” var mıdır? Yani bazı anlayışlar günümüzün anlayışına, zihniyetine göre, değişir, biçimlenir mi? Keşke bu soruya,”Hayır, şiirde asırlardır kabul edilmiş şekiller,anlayışlar vardır; onların dışına zinhar çıkılamaz..” diyebilseydik. Ama gerçekler onu göstermiyor. Nasıl kadın elbiseleri, çantaları her mevsim değişiyorsa, şiirdeki anlayışlar da asırlarla, yıllarla birlikte değişme gösteriyor. Şimdi soralım, bugün Fuzuli gibi şiirler yazmak istesek, bunu ısrarla sürdürsek ne olur? Yada Karacaoğlan’ı taklit etsek, onun gibi şiirler yazsak..Biraz can sıkıcı olmaz mı?
Günümüzün davaları başka; şiir o katı kurallardan, biçim içerik anlayışlarından kurtuluyor. Her yerde olduğu gibi şiir alanında da “devrim” oluyor…Bunun farkına varmak lazım. Devrim demek, değişim demek, iyiye, güzele, doğruya …Bu yönde bir değişim zor; aslında değişim; çoğu kez rahatsız edicidir. Tembel kafalar için, değişmek demek,ne demek? Zor iş..Yeniyi yorumlayıp,anlamak,ona uymak..Toplumbilimsel açıdan toplumların değişmesi çok uzun süreçler alır. İşte size üç asırdan üç kıta:
4.Ustaya Takılma:
Bazı şairler için de ideoloji yoktur, “Usta” vardır. Belli bir ekolü izlemekten öteye, belli bir ustayı izlemek bazı şairlerin takıntıları olmuştur. Varsa yoksa gittiği geldiği yerlerde o belirli şairi anarlar, ona hayranlıklarını sunarlar, işin kötüsü şiirlerini de hayran oldukları şairin söylemleri, ortak dili, biçemi yolunda oluştururlar. Bu durum, iyi bir “Şair” olmak yolunda olan adayı yoldan çıkarır.
Çünkü her iyi şair kendi şiirini yazar. Kendi dilini oluşturmuştur, kendi biçemini kurgulamıştır. O şiirin yolundan gidip, o şair gibi şiir yazmaya çalışanlar gün gelip aymazlıklarından uyanırlar, “ben hata etmişim”, derler.
Çünkü hiçbir özgün şiir kopya şiir değildir. Bunu bir başka bir örnekle verelim. Bir ressam, bir başka ressamın resminden hareket ederek resim yapıyorsa (ister kopya,ister benzeterek) hiçbir zaman kendi resmini yapmış olmaz,hele böyle bir şiirin altına imza atmak, doğrudan sahtekarlıktır..Bunun gibi, falanın şiirinden hareket ederek kendi şiirinizi yazamazsınız.
5. Belli Temalara Takılma:
İçerik, bir şiirin ana öğelerinden biridir. İçerik bir bakıma şiirde iletilmek istenen mesaj’dır; diğer yandan şiirin konusudur.
İçerik olarak belli temalara saplanıp kalma, her şeyden önce şairin acemiliğini; yeni bir konuya dalabilme güçlüğünü, takıntısını gösterir.
Türkçe’de “Aşk Şairleri” vardır. Aşk şairi denince, Türkçe’de en çok akla gelen isim, Ümit Yaşar Oğuzcan’dır. Diğer yandan, örneğin, “Gurbet” şiirleri..Özellikle,gurbette Almanya’da, dünyanın dört bir tarafında olan şairlerimiz “Gurbet” şiiri yazmaya bayılırlar.. Ama bu temalar üzerine yazmış ve çok güzel yazmış, şairlerimiz vardır. Örneğin, Kemalettin Kamu’nun şu şiiri unutulmaz:
Dertli dertli söyledinde
Derdi derde ekledinde
Kim dinledi kim okudu
Hep bir yanıt bekledinde.
Hiç kimse dert dinlemiyor




-
Melaike Hüseyin
Tüm YorumlarGüzel bir manzara olmuş yine Hocam! Günlük gibi.
Hanımefendiye selamlar. İncir olacak da yenmeyecek mi Hocam! :-) Avrupada tane ile satılıyor şu incirler. Tanesi söylemesi ayıp, bidolar. Gurbetçim durur meyve tezgahı önünde, bakar şu memleketinden gelen teker teker kağıda sarılı, içi bal dışı ...