Gözlerimi açtığım bu yaşamda, seni tanıdım,
Sabahın ilk ışıklarında, bir gülün üzerindeki çiğ damlası gibi susamıştım sana,
Sen özlem denen illetime merhem oldun,
Gönlümün zemherisinde titreyen âşkım, ışığınla ısındı, yeşerdi, renklendi.
Sen geldin, hüznüme bahar oldu yollar,
Sevmektir gözlerdeki gerçek,
Bir damlada saklı hazine,
Yüreğin en sessiz köşesi,
Aşkın sonsuz yolculuğu yine.
Sevmektir vuslatların adresi,
Sıladan esen yel, haber var mı? Söyle!
Gönlümde firkat var, yanarım ben böyle.
Hasretle biçâre, yüreğim dert ile,
Vuslata ermek mi? Hayalim, bilmem ki!
Gurbetin elinde solanım, ben kim ki?
Yapraklar solarken yaşam ağacımızın dalında,
Toprak zemheri libasını giyiyordu usulca.
İkimizin vuslatı rüzgârın kaderindeydi,
Aynı ağaçta,
Her gün kurulan bu kevnü mekân…
Her an dağılan ve ölüme tutuşan bu âlem…
Itri’nin sedasıyla tekrar sevgiyle hayat bulur …
Ah, bir görsen bu raksın güzelliğini!
Derin bir fısıltıdır bu kulakların duymadığı…
Secrets buried beneath cold stones,
Whisper echoes of the old unknowns.
A broken bridge, its goal unmet,
Why it fell, no one knows yet.
Something is not right...
Gözlerinde doğan her gün, gönlümde akşam olur,
Her bakışın bir sızı, içimde sevda olur.
Sözlerine sarılırım, sessizlikte bulurum kendimi,
Kalbimdeki bu fırtına, seninle dinlenir durur.
Seninle her an başka, bir ömür yetmez bana,
Kimsesizliğimde, yalın yalnızlığımda,
Karanlıklar içinde yok olduğumda,
Ateşler içinde kor olduğumda,
Ettiğim duânın 'Âminisin'.
Beni ben yapan özümde saklı,
Uzak Şehirlerde
Senin olduğun uzak şehirlerde,
Nasıl süzülür kuşlar göğün derinliklerinde?
Adımların hangi taşlara dokunur?
Ve hangi dallar tutar ellerini sarılınca?
Bir düş gördüm ben, ruhum la mekan,
Vaktin ve cismin ötesinde bir an.
Varlıkla yokluk arasında ince bir çizgi,
Her şey geçici, baki olan bir aşk, bir de sevgi.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!