Hala ağlıyorsa gözlerim
Ve içimdeki ateş sönmemişse
Hayalin bile yetmiyorsa düşlerime
Dualarımla yıkıyorsam gönül surlarını
Dindiremiyorsam bahar yağmurlarını
Böylesine sırılsıklamsam (aşıksam)
Kördüğümdür saçlarım
Düşlerim gibi
Çözülemez
Siyaha siyahla yazılmış yazım
Okunması imkansız
Okunamaz
Doğdum; ilk önce emekledim. Sonra yürüdüm ve daha sonra koşmaya başladım. Öyle hızlı koştum ki, hayatı arkamda bıraktım. Yaşama şansını kaçırdım. Bunu fark ettiğimde ise, yaşlanmıştım çoktan. Artık zamanım, mekanım, her şeyim vardı. Ama ruhum ölmüştü, yaşama isteğim yoktu.
Bu gün bana bir şey oldu. Taytaya kalkmış bir bebek gibi hissediyorum kendimi. Bu yeniden doğuşum, dirilişim benim. Anladım ki, bu hayatta benden daha değerli, daha önemli bir şey yok. Ben ‘tek’im. Benden başka bir ben daha yok, olmadı ve olmayacakta. Bundan böyle hiç kimseyi kendimden çok sevmeyeceğim. Hiç kimse için üzülmeyeceğim, acı çekmeyeceğim. Buraya kadar. Sevmek isteyen, üzülmek isteyen, acı çekmek isteyen varsa buyursun. Benim artık düşünmem gereken bir ben’im var. Sadece onu seveceğim. Onun için yaşayacağım.
Biliyorum, size bencilce gelecek bu durum. Fakat yaşadıklarımı göz önünde bulundurduğumda hiç de öyle olmadığınını gördüm. Geçmişte Kötü günler yaşadım, hatalar yaptım her insan gibi. Fakat oturup ağlamanın, ahlanıp, vahlanmanın bu günüme bir faydası yok. Olmadığı gibi yarınımı da engelliyor.
Tutup kaldırın kendinizi ayağa. Sağlam durmalı başınız, dimdik yürümelisiniz hayat karşısında. Ve kaldığınız yerden devam etmelisiniz, çünkü başka şansınız yok. Hayat bir 'RİSK' tir. " Kovandan çıkmayan arı bal yapmaz" Korkarak yaşarsanız, hayatı ıskalarsınız. Yaşamak; sadece yemek, içmek, geziptozmaktan ibaret değildir. Önceliklerinizi belirleyip belli bir düzende ve ritimde savaşmaktır, mücadeledir, emektir. Emeksiz, yemek bile yavan olur. Her işe başlarken besmele çekmek gibi, her işte sevgi de mutlaka olmalı, mutlaka. Önceliğiniz ise kendiniz olmalı.
Ölümü dilemek ve beklemek için bile yaşıyor olmak gerekiyor. O sebepten intihar etmeyi düşünmüyordum ki, yaşayan bir ölüden pek bir farkım yoktu. Ölüler ise ancak ve ancak dirilmeyi arzu eder. Azrail kaç kez çalabilir ki bir Faninin kapısını. Daha kötüsü ne olabilir di, kaybedecek neyim kaldı ki. Eskiden camii yıkılır, mihrap yerinde olurdu. Oysa şimdi camii tüm ihtişamı ile gözleri okşuyorken, mihrabın yerinde yeller esiyor. Harabeden bir farkı olmayan gönülleri kim görebiliyor?
Kendisini bildi bileli, 13 yaşından beri, tam tamına 29 yıldır Bayramlardan nefret ediyordu. Her bayram gelişinde, anılara döner ve eski hatıraları canlanırdı gözünde. Bir kez daha kaderine isyan eder ve bu acıyla gözyaşına boğulurdu Gülbahar. Gerçekler acıydı evet ama bu gerçekle yaşamaya alışmıştı, yüzyüze gelmekten korkuyordu her defasında. Tam 29 yıl olmuştu ama Bayramlar hala vardı.
Her çocuk gibi o da Bayram sevincini içinde yaşıyor heyecanını bastıramıyordu. Ramazan’ın son 2. günüydü, Yaşadıkları çiftlik şehre 30 km uzaktı ve oradan köye gitmek için bir 30 km daha gitmeleri gerekiyordu. Bu ilk bayramları olacaktı çiftlikte. Bir sürü hayvanat olduğundan çiftliği boş bırakamazlardı. 2 guruba ayrıldılar annesi ve ağabeyi önden gidecek Bayramın 1. günü bayramı yapıp döneceklerdi Gülbahar ve kardeşi ise Bayramın 1.günü anlaştıkları yerde buluşup annesi ve ağabeyiyle bayramlaştıktan sonra onlardan ayrılıp köye gideceklerdi. Böyle başlamıştı bu hazin hikayenin başı. O bayramı ve yaşadıklarını Gülbahar hayatı boyunca unutamayacaktı ve ondan sonraki tüm bayramlarda yaşadıkları da buna dahil olacaktı, 4 yıl boyunca. İlk tacize uğradığı geceydi, Ramazan bayramının arifesi, Bunu unutması imkansızdı, sanki zihnine mıhlanmıştı o gece. Korkudan mide krampları geçirmiş,günlerce uykusuz kalmış ama kimseye bir şey diyememişti. Bayram sevinci yaşayan annesine ve ağabeyine bunu nasıl anlatabilirdi ki, üstelik bunu yapan öz babasıydı. Deli gibi sevdiği,her kesten çok inanıp,güvendiği, sırtını dayadığı bir dağ gibiydi onun gözünde babası. İnanamıyordu böyle bir şeyi yaşadığına. Lanet etti kaderine..
Bende ki 'Sen'
Ben yaşadıklarımdan biliyorum
O çaresizliği o İsyanı o yalnızlığı
Gözyaşında boğuldugum akşamları biliyorum
Geceler kör sağır dilsiz sanki.
Oysa aşk diliyle yazmıştım bu şarkının güftesini.
Seni sensizlikte yaşamakmış kaderim
Özledim bebeğim inan çok özledim
Sana bu kadar geç kaldığım için
Özür dilerim..
Sessizliğime gömdüğüm sesim
I
Hüzün
Rüzgarda hüzünle savrulur
Dalından kopan her bir yaprak
Yalnızlıkların koynunda büyür hasret
Her terkedip gidişinde
Eziklerle dolu bir yürekle
Başbaşa kaldım kendimle.
Her geri döndüğünde
Yenilendi, tazelendi yüreğim.
Ama birtanem
Onbeş ocak ikibinonüç
Pazar ertesi
Ve saatim çalışmıyor.
Akrep yelkovan ile yarışmıyor artık
Dağıttım kadranı.
Dağıtan, dağılan, dağılmış olan
Bir sızı var içimde inceden inceye.
Kanıyor yüreğimin bir köşesi.
Yine nemli kirpiklerim.
Biliyorum istemesem de düşecek gözelerim.
Ey gurbet denilen ucube!
Bir parçamı daha koparıp çalıyorsun benden.




-
Mustafa Bay
-
Mustafa Bay
Tüm YorumlarGündemi ve "insanı" meşgul eden tüm kirliliğe, nefret ve ayrıştırma diline rağmen, "ağız tadıyla" iyi bayramlar dilerim...
Saygı, sevgi ve muhabbetle...
Mustafa Bay
Daha güvenli, daha huzurlu, daha "insancıl" yarınlar dileği ile..
Anneler Gününüz kutlu olsun...