Kadın, çayından küçük bir yudum aldı.
Sonra sigarasını dudaklarına götürdü.
Derin bir nefes çekti.
Biraz bekletti içinde.
Sanki ciğerlerine değil de yıllardır kimseye söyleyemediği cümlelere misafir etti sigaranın dumanını
Sonra usulca bıraktı.
Dağılmadı
Adam;
Kafenin ortasında,
ikisinin arasında öylece asılı duran dumana keskin bir bakış attı sessiz masada.
Kadının içini gören dumanı kıskandı önce
Sonra dilini cevirmeden, dudaklarına mesai vermeden seslendi dumana.
"Gel hele duman..."
"Kaçma hemen.
Madem onun içinden çıktın, iki çift laf edelim.
Anlat bana.
Nerelerden geldin?
Ne gördün?
İçinde nasıl bir memleket var bu kadının?
Bir tek bana söylemedi,
belki sana söylemiştir." dedi
Duman hafifçe döndü.
Sanki gülümsedi.
"Dur be adam..." dedi.
"Bir nefese sığacak yerler değil oralar.
Ama madem bu kadar merak ettin, anlatayım."
"İlk vardığım yer, ciğer dedikleri eski bir evdi.
Karanlıktı.
Duvarları yorgundu.
Benden önce gelen nice duman vardı içeride.
Kimisi öyle yerleşmişti ki, çıkmaya hiç niyetleri yoktu.
İsleriyle duvarları boyamışlardı
Ben misafirdim. Çok kalmayacaktım
Onlar ev sahibi olmuştu.
İçim daraldı.
'Burası bana göre değil,' dedim.
Usulca çıktım."
"Çıkış yolunda yürürken başka bir eve rastladım.
Kapısında 'Kalp' yazıyordu.
Daha yaklaşmadan gümbür gümbür sallanmaya başladı.
Ben de şaşırdım.
'Yahu bu evde deprem mi oluyor?' dedim.
Yanımdakiler acı acı baktılar bana.
'Yok be...'
'Bu evin hâli hep böyle.'
'Niye?'
'Çünkü buraya giren çok olur.
Ama kalan pek olmaz.'
'O yüzden her giden, bir duvarını daha çatlatır.'
Biraz sustular.
Sonra biri usulca eğildi kulağıma.
'Daha kötüsünü söyleyelim mi?'
'Bu ev, hak edene yıllardır rastlamadı.
Kapısını çok açtı.
Ama kimse yuva olmaya gelmedi.'
O an kalbin sesini duydum.
Kimse duymuyordu belki.
Ama ben duydum.
İnce ince söyleniyordu.
'Yoruldum...'
'Her gidene umut demekten,
her vedayı kendime suç bilmekten,
geleni ömür sanmaktan yoruldum.'
'Bir gün
atmayı değil,
beklemeyi bırakacağım.'
İnan bana adam...
O sözü duyunca ben bile ağırlaştım."
Bir süre sustu duman.
Sonra yeniden konuştu.
"Sonra önümde uzun bir yol açıldı.
Nefes yolu dediler adına.
Sessizce yürüdüm.
Tikanmış yolları geçtim.
Susturduğu cümlelere omuz değdirdim.
Ve en son...
Dudaklarına dokundum.
İşte orada anladım.
Bu kadın konuşamıyor değil.
İçinde öyle çok cümle var ki...
Hangisini önce söyleyeceğini bilmiyor.
Bu kadin suskun değil be adam...
Sadece
kelimeleri çok incinmiş"
Duman yavaş yavaş incelmeye başladı.
Gitmeden önce bir kez daha döndü bana.
"Bak kardeşim..."
dedi.
"Sen onun sustuğunu sanıyorsun.
Yanılıyorsun.
O içeride her gün kendisiyle konuşuyor.
Acılarıyla konuşuyor.
Umutlarıyla konuşuyor.
Kırılan çocukluğuyla konuşuyor.
Bir tek...
Sesini dışarı çıkaramıyor."
Bunları öyledi duman ve hafifce gökyüzüne doğru dağıldı.
Adam elimde çay bardağı,
karşısında sessizce oturan kadına baktı.
İlk defa susmasını bir eksiklik olmadığını düşündü
Anladım ki,
Bu guzel susan kadının en uzun hikâyesi anlattıkları değildi.
İçinnde yıllarca taşıyıp da kimseye emanet edemedikleriydi.
Asırlardır susan bu kadını en iyi,
onun dudaklarından çıkan sözler değil,
dudaklarından ayrılan bir avuç duman anlattı
Ömer Albayrak Hayat Mr
Kayıt Tarihi : 3.08.2026 00:46:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!