Bakın,
uyarıyorum sizi!
Vazgeçin artık
şu butlan sevdasından.
Makam dediğin,
mahkeme kararlarının soğuk mühürleriyle
kurulmaz!
Bir koltuğu
kararnameler büyütmez.
O koltuğu,
elleri nasırlı işçinin,
alnı güneşte kavrulmuş çiftçinin,
çocuğuna ekmek götürmeye çalışan emekçinin,
sandık başında titreyen ihtiyarın
iradesi kurar.
Halk verir.
Halk alır.
Ve halkın verdiğini,
hiçbir kibir
ebediyen gasp edemez.
Öyle bir düzen ki bu...
Çarklarını
kanla, korkuyla,
iftirayla yağlamış.
"Butlan!"
diye bağırıyorlar.
Sanki bir kelimeyle
milletin iradesi silinirmiş gibi...
Sürüden ayrılana
"hain" damgası,
Boyun eğmeyene
"düşman" yaftası,
Susmayana
mahkeme,
Konuşana
tehdit...
Hakikati eğip bükerek
yalanı kanun diye sunanlar,
bir lokma makam uğruna
omurgalarını
askıya asanlar...
Değer mi kardeşim?
Bir koltuk için
bir ömrü satmaya...
Bir imza uğruna
dostlarını yarı yolda bırakmaya...
Bir makam için
aynı sofrada ekmek bölüştüğün insanlara
sırt çevirmeye...
Sanıyor musunuz
güneşi mühürleyebilirsiniz?
Kilit vurduğunuz kapılar,
sabahı durdurabilir mi?
Denizi tutabilir mi
avuç kadar bentler?
Rüzgârı sorguya çekebilir misiniz?
Hayır!
Çünkü zorla kurulan her saltanat,
bir fırtına akşamı kadar kısadır.
Çünkü zulüm,
en çok kendi gölgesinden korkar.
Yıllardır mücadele ederek gelenleri
yetkinizle değil,
yetkisiz gücünüzle
görevden alıyorsunuz.
Ne hakkınız var?
Bu milleti
birbirine kırdırmaya...
Komşuyu komşuya,
kardeşi kardeşe,
evladı babaya düşürmeye...
Ne hakkınız var?
Bu ülke
hiç kimsenin şahsi mülkü değildir.
Bu toprak,
nice yiğidin alın teriyle,
nice ananın gözyaşıyla,
nice adsız kahramanın canıyla
vatan oldu.
Korkunun karanlığında
alkış tutanlar...
Her gelene secde edenler...
Gücü adalet sananlar...
Bilin ki;
Sırça köşkler
bir gün kendi yankısıyla çatlar.
Putlar,
en ağır darbeyi
kendilerine tapanlardan yer.
Zulümle yükselen duvarlar,
harçlarını vicdansızlıktan aldığı için
bir gün
kendi ağırlığı altında çöker.
O gün geldiğinde,
Hangi yüzle çıkacaksınız
halkın karşısına?
Hangi gözle bakacaksınız
çocukların yüzüne?
Hangi vicdanla
"Ben sadece emirdim..."
diyeceksiniz?
Tarih,
mazeret dinlemez.
Vicdan,
dosya kabul etmez.
Millet,
unutmaz.
Bakın,
bir kez daha söylüyorum.
Dönün bu yanlıştan.
Henüz vakit varken.
Çünkü gelen,
kibir rüzgârına yaslanarak gelir;
ama giderken
sessizliğin çığlığıyla,
kendi alkışlarının uğultusunda,
bir daha dönmemek üzere
tarihin karanlık sayfalarına savrulur.
Ve unutmayın;
İnsan,
zincire vurulamayan tek umuttur.
Halk,
yenilmeyen tek nehirdir.
Hakikat,
üstü betonla kapatılsa da
bir gün toprağı yarıp
yeniden filiz verir.
Ve o gün,
Ne butlan kalır,
ne korku...
Yalnızca
halkın sözü kalır.
Çünkü son hükmü
mahkeme salonları değil,
meydanlarda atan
milyonlarca yürek verir.
Kayıt Tarihi : 19.07.2026 01:45:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.
Bu şiir, yalnızca bir dönemin ya da bir olayın değil; halkın iradesi ile güç sahiplerinin iradesinin karşı karşıya geldiği her zamanın hikâyesidir. Demokrasiye, hukuka ve milletin tercihine ilişkin tartışmaların yoğunlaştığı günlerde kaleme alınmıştır. Şair, "butlan" kavramını yalnızca hukuki bir terim olarak değil; halkın iradesini yok sayma çabasının simgesi olarak ele alır. Ona göre makamlar mahkeme kararlarıyla değil, milletin hür iradesiyle kazanılır; yine milletin iradesiyle el değiştirir. Gücün hukuku gölgelediği, insanların makam uğruna dostluklarını ve ilkelerini feda ettiği dönemlere karşı bir vicdan çağrısı yapar. Şiir, öfkenin diliyle yazılmış olsa da özünde bir hesaplaşma değil, bir uyarıdır. "Gelin bu işten dönün." çağrısı, ayrışmayı değil sağduyuyu; kutuplaşmayı değil ortak vicdanı hedefler. Çünkü şair bilir ki korku üzerine kurulan hiçbir düzen kalıcı değildir. Zulümle yükselen duvarlar, bir gün kendi ağırlığı altında yıkılır; halkın sesi ise er ya da geç yeniden yankılanır. Bu eser, makamların geçici, vicdanın ve halkın hükmünün ise kalıcı olduğunu hatırlatan; adalet, demokrasi ve toplumsal barış adına yazılmış bir vicdan manifestosudur.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!